Geri Kalmış Ülkelerde Kadına Yönelik Şiddetin Temelleri: Ekonomik Bağımlılık, Güç İlişkileri ve Sosyal Devlet Perspektifi

adminKadın Ve Mücadele1 month ago280 Views

Şiddet kavramı, en temel anlamıyla, güçlünün zayıf üzerinde uyguladığı baskı, işkence, güç gösterisi, can yakma ve nihayetinde zayıfı yok etme çabasıdır. Peki, bu yok etme isteği nereden kaynaklanmaktadır? İnsanlık tarihi boyunca ekonomik, siyasal ve toplumsal güç ilişkileri büyük ölçüde güçlü olanın zayıf olanı kullanması, denetim altına alması ve kimi zaman da ortadan kaldırması üzerine şekillenmiştir. Bu nedenle şiddetin çıkış noktası, bireysel düzeyde zayıfın kendisini koruyacak ekonomik, fiziksel, hukuki ve sosyal donanıma sahip olmaması ya da bu donanıma sahip olmasına sistematik biçimde izin verilmemesidir.
Dünya genelinde şiddete en fazla maruz kalan dezavantajlı grupların başında kız çocukları gelmektedir.

Peki neden erkek çocukları değil de kız çocukları?

Bu soruya ekonomik açıdan yaklaşmak gerekir. Özellikle gelişmemiş ülkelerde babaya ve daha sonra eşe ekonomik olarak bağımlı bırakılan, hatta zaman zaman devlet desteğine ihtiyaç duyan grup çoğunlukla kız çocukları ve kadınlardır. Erkek egemen toplum yapıları, kız çocuklarının bedensel güç açısından erkeklere kıyasla daha dezavantajlı olduğunu; biyolojik, psikolojik ve toplumsal nedenlerle her işte ve her koşulda aynı şekilde çalışamayabileceklerini bilmektedir. Bu nedenle kız çocukları çoğu zaman aileye, devlete veya gelecekte evleneceği erkeğe ekonomik yük olarak görülmektedir.


Toplumlar ekonomik, hukuki ve sosyal açıdan gelişemediklerinde ilkel güç ilişkileri yeniden ortaya çıkar. Böyle yapılarda güçlü olan zayıfı ezer. Bu nedenle kız çocukları, engelli bireyler, yaşlı kadınlar ve üretim sürecine yeterince katılamadığı düşünülen diğer dezavantajlı gruplar, toplum açısından yük olarak algılanabilir ve bu algı zamanla dışlanma, ihmal ve şiddeti beraberinde getirebilir. Aile içerisinde şiddete maruz kalan bir kız çocuğunun uğradığı fiziksel ya da psikolojik şiddetin temelinde çoğu zaman onun bugün veya gelecekte aileye yük olacağı yönündeki yanlış inanç yatmaktadır.


Toplumsal hiyerarşi tüm katmanlara yayıldığı için kız çocukları yalnızca ailedeki erkeklerden değil, aynı zamanda bu hiyerarşik düzeni içselleştirmiş kadınlardan da şiddet görebilmektedir. Şiddet böylece yalnızca bireysel değil, kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir mekanizmaya dönüşmektedir.


Gelişmemiş ülkelerde 35 yaşını geçmiş kadınlar için nitelikli, güvenceli ve sürdürülebilir istihdam olanakları oldukça sınırlıdır. Çalışma yaşamına katılabilen kadınlar ise çoğu zaman aynı işi yapan erkeklerden daha düşük ücret almakta, güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmekte veya sosyal güvenlik haklarından yeterince yararlanamamaktadır. Genel çerçevede değerlendirildiğinde; erkekten bağımsız yaşayabilmeyi sağlayan, emekliliğe kadar ekonomik güvence sunan, kadın olmanın biyolojik dezavantajlarını dikkate alan, taciz ve emek sömürüsünden uzak çalışma modelleri gelişmemiş ülkelerde yeterince oluşturulamamıştır.


Kadının babadan veya eşten bağımsız sürdürülebilir bir gelir elde edemediği toplumlarda, kız çocuklarının ve kadınların şiddetten uzak, güvenli ve bağımsız bir yaşam kurabilmeleri son derece güçleşmektedir. Fiziksel olarak daha güçlü bireylere veya ekonomik olarak başkalarına bağımlı bırakılmış herhangi bir canlıya şiddet uygulamak, insan hakları ve insan onuru ile bağdaşmamaktadır.
Peki, Almanya gibi sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu gelişmiş ülkeler bu sorunu nasıl yönetmektedir? Eğitim sistemi içerisinde öğretmenler, okul psikologları, sosyal hizmet uzmanları ve diğer eğitim personeli çocuk istismarını ve aile içi şiddetin erken belirtilerini fark edebilmek amacıyla özel eğitim almaktadır. Çünkü aile içinde şiddete uğrayan kız çocukları çoğu zaman korkutuldukları, tehdit edildikleri veya susturuldukları için yaşadıklarını ifade edememektedir.


Şiddet şüphesi tespit edildiğinde devlet, çocuğun üstün yararını esas alarak gerekli koruma tedbirlerini hızla devreye sokmaktadır. Gerektiğinde çocuk aile ortamından uzaklaştırılmakta ve devlet koruması altına alınmaktadır. Dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olan Almanya, çocukluk döneminde yaşanan şiddetin bireyin tüm yaşamını etkileyen kalıcı psikolojik ve sosyal yaralar açabileceğini kabul etmekte; bu nedenle erken müdahale mekanizmalarını etkin biçimde işletmektedir. Aile içi şiddet uygulayan bireylere yönelik hukuki yaptırımlar da oldukça ağırdır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler sosyal devletin koruması altında kabul edilmektedir. İşsiz kalan bireylere ise barınma ve temel yaşam giderlerini karşılayabilecek sosyal destekler sunulmaktadır.


Ekonomik bağımsızlık, şiddetin önlenmesinde en önemli koruyucu faktörlerden biridir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilecek ekonomik güce sahip olduklarında, şiddet içeren ilişkileri terk etme olasılıkları da önemli ölçüde artmaktadır. Bu nedenle kız çocuklarını eğitim yoluyla güçlendiren, meslek kazandıran, adil çalışma koşulları oluşturan, ekonomik olarak destekleyen ve onları erkeklere ekonomik bağımlılıktan kurtaran toplumların gelişmiş olmaları tesadüf değildir.


Bugün birçok ülkede yaşanan kadın cinayetlerinin temel nedenlerinden biri, şiddete maruz kalan kadınların gidebilecek güvenli bir yerlerinin veya ekonomik olarak bağımsız yaşayabilecek imkânlarının bulunmamasıdır. Erkek egemen toplum yapıları, kadınların ekonomik özgürlüğe kavuşmalarını ve güçlenmelerini çoğu zaman istememektedir. Bunun temel nedeni, kadın üzerinde kurulan güç ve denetim mekanizmasını kaybetme korkusudur. Bu anlayış, kendi kararlarını veremeyen, sürekli başkalarına bağımlı kalan ve sürekli talep eden bir kadın modeli üretmektedir. Oysa bireyin kendi iradesiyle seçim yapabilmesi özgürlüğün en temel göstergesidir. Kadınların sürdürülebilir ekonomik sistemlerin dışında bırakılması, erkek egemen toplumsal yapının devamını sağlayan en önemli araçlardan biridir.


Kadınların üretime tam ve eşit biçimde katılamadığı toplumlar yalnızca kadınları değil, kendi ekonomik geleceklerini de zayıflatmaktadır. Üretim ekonomisini güçlendiremeyen, insan kaynağını etkin kullanamayan ve nüfusunun yarısının potansiyelini sınırlandıran toplumlar sürdürülebilir kalkınmayı sağlayamaz; zamanla ekonomik ve sosyal sorunlarını derinleştirerek kendi gelişimlerini engeller.


Sonuç olarak, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel veya kültürel bir sorun olarak değerlendirilmesi yetersizdir. Bu olgu aynı zamanda ekonomik bağımlılık, sosyal devletin yetersizliği, eğitim eksikliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile doğrudan ilişkilidir. Çözüm; gelişmiş ülkelerde başarıyla uygulanan sosyal politika modellerini incelemek, bunları kendi toplumunun kültürel ve ekonomik gerçekleriyle sentezlemek, daha da geliştirmek ve kararlılıkla uygulamaktır. Çünkü mutlu, eğitimli, ekonomik olarak özgür ve güven içinde büyüyen kız çocukları, yalnızca kendi geleceklerinin değil, aynı zamanda bir ülkenin demokratik, ekonomik ve toplumsal geleceğinin de en güçlü güvencesidir.

Rosemarry

1 Votes: 1 Upvotes, 0 Downvotes (1 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...