
Hene Ebuzeyneb İçin Adalet: Feminist Kadınlardan Kamuoyuna
Bu taleplerimiz; resmi iddiaların, aceleci medya dilinin ve olası manipülasyonların karşısına feminist şüpheyle dikilen feminist kadınların bağımsız araştırma ve iz sürme çabasının ürünüdür.
Hene Ebuzeyneb’in yaşamını ondan koparan ya da yaşam iradesini kıran bütün yapısal, fiziksel, psikolojik, sosyal ve adli şiddet biçimlerinin açığa çıkarılması için bu metni kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Hene; genç bir kadın, üniversite öğrencisi, göçmen, emekçi ve güvencesiz koşullarda çalışan bir işçiydi. Onun ölümü, basitçe “intihar” denilerek geçiştirilemez. Hele ki olay yerinden yansıyan bilgiler, ilk haberlerin dili ve sonrasında ortaya çıkan adli ayrıntılar bu kadar ağır şüpheler barındırırken, hiçbir kurumun, hiçbir işletmenin, hiçbir fail ihtimalinin üzeri örtülemez.
Aceleyle Kurulan “İntihar” Anlatısını Kabul Etmiyoruz
Hene’nin ölümü ilk saatlerden itibaren bazı yerel medya organlarında “intihar” başlığıyla duyuruldu. Oysa bir genç kadının çalıştığı iş yerinin depo/merdiven bölümünde ölü bulunması başlı başına etkin soruşturma gerektirirken; olay yeri incelemesi, otopsi, kamera kayıtları, dijital materyaller, çalışan ifadeleri ve adli bulgular tamamlanmadan “intihar” hükmü kurmak, gerçeğin üzerini örten erkek egemen medya dilinin tekrarından başka bir şey değildir.
Kadın ölümlerinde bu dili çok iyi tanıyoruz.
Önce “intihar” denir.Sonra “psikolojisi bozuktu” denir.Sonra “ailevi sorunları vardı” denir.Sonra “göçmendi, yalnızdı, içine kapanıktı” denir.En sonunda da dosya sessizce kapatılmak istenir.
Biz bu ezberi reddediyoruz.
Hene’nin ölümü; bütün yönleriyle, şüpheli kadın ölümü olarak ele alınmalı, cinayet ihtimali, baskı altında intihara sürüklenme ihtimali, iş yerinde yaşanmış olabilecek fiziksel/psikolojik şiddet ihtimali, delil karartma ihtimali ve olay sonrası yönlendirme/manipülasyon ihtimali dışlanmadan soruşturulmalıdır.
Feminist Şüphemiz Bize Şunu Söyler
Bir kadının ölümü karşısında ilk görevimiz, resmi anlatıya teslim olmak değil; sorulmayan soruları sormaktır.
Hene’yi o deponun karanlığına götüren süreç neydi?O gün iş yerinde kimler vardı?Hene’yi son gören kimdi?İş yerinin kamera kayıtları eksiksiz toplandı mı?Kayıtlarda kesinti, silinme, kör nokta ya da teknik arıza var mı?Kafe çalışanlarının ve işletme sahiplerinin ifadeleri çelişiyor mu?Olay yeri ilk haliyle korunabildi mi?Hene’nin telefonu, mesajları, sosyal medya hesapları ve dijital verileri usulüne uygun incelendi mi?Hene’nin iş yerindeki çalışma koşulları, ücret durumu, sigorta kaydı, vardiya bilgisi ve iş ilişkileri araştırıldı mı?Göçmen bir kadın olarak maruz kalmış olabileceği ırkçılık, dışlanma, baskı, tehdit ya da sömürü ihtimalleri incelendi mi?Ailesine ve yakınlarına yeterli tercüman, hukuki destek ve bilgi verilmiş midir?Ailenin süreçteki talepleri, cenaze işlemleri ve adli başvuruları doğru biçimde kayda geçirilmiş midir?
Bu soruların her biri Hene için adalet arayışının parçasıdır.
İş Yeri, Çalışanlar ve Olay Sonrası Beyanlar Araştırılmalıdır
Sosyal medya paylaşımlarında ve olay sonrası kurulan iletişimlerde, iş yeri çevresinden geldiği belirtilen bazı beyanlar dikkat çekicidir. Bu beyanlarda Hene’nin ailesini itibarsızlaştıran, göçmen kimliği üzerinden ayrımcı ifadeler kullanan, olayı “intihar” olarak kabule zorlayan ve kamuoyu tepkisini iş yerinden uzaklaştırmaya çalışan bir dil görülmektedir.
Bu dil masum değildir.
Bir genç kadının ölümü karşısında ailesini “soğuk”, “tepkisiz”, “Suriyeli oldukları için böyle” gibi ifadelerle tarif etmek açık bir ırkçılıktır. Kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve kadınların yaşamdan koparılması herhangi bir halkın, inancın, ailenin ya da göçmenliğin meselesi değildir; patriyarkanın, cezasızlığın, güvencesiz emeğin ve erkek-devlet düzeninin meselesidir.
Olay sonrası yapılan her yönlendirme, her açıklama, her çelişkili ifade soruşturmanın konusu olmalıdır.
Kafe çalışanlarının sosyal medyada gösterdiği yoğun savunmacı tutum, kamuoyu baskısını bastırma çabası, aileyle kurulmak istenen temasların yönlendirilmesi ve olayın “zaten intihardı” çizgisine çekilmesi ayrıca incelenmelidir.
Burada herhangi bir kişi hakkında peşinen hüküm kurmuyoruz. Ancak feminist şüphemiz bize şunu söyler: Bir genç kadın şüpheli biçimde ölü bulunmuşsa, onu çevreleyen herkes, her kurum, her ilişki ağı ve her çıkar ilişkisi soruşturmanın konusu olmalıdır.
Teyide Muhtaç Duyumlar Savcılıkça Araştırılmalıdır
İşletmeye, işletmenin geçmiş ilişkilerine, eski-yeni sahiplik süreçlerine, çalışan çevresine ve iş yeri çevresinde konuşulan bazı ağır iddialara dair kamuoyuna yansıyan ya da bize iletilen duyumlar vardır. Bu duyumların bir kısmı henüz bağımsız biçimde doğrulanmamıştır.
Bu nedenle kamuoyu önünde kesin hüküm kurmuyoruz.
Ancak bu duyumların varlığı dahi savcılığın geniş, tarafsız ve etkin bir soruşturma yürütmesini zorunlu kılar. İşletme çevresine ilişkin bütün iddialar, sosyal medya yorumları, tanık beyanları, kamera kayıtları, çalışan ilişkileri, iş yeri sahiplik kayıtları ve olay öncesi/sonrası iletişim trafiği incelenmelidir.
Şüpheli kadın ölümü dosyalarında “dedikodu” denilerek geçiştirilen birçok ayrıntının sonradan dosyanın kilit noktası haline geldiğini biliyoruz. Bu nedenle hiçbir ayrıntı küçümsenmemeli, hiçbir iddia araştırılmadan kenara itilmemelidir.
Hene’nin Göçmen Kimliği Soruşturmayı Zayıflatamaz
Hene’nin Suriyeli/göçmen olması, adalet arayışının önünde engel haline getirilemez. Aksine bu durum, soruşturmanın daha dikkatli, daha şeffaf ve daha hak temelli yürütülmesini gerektirir.
Göçmen kadınlar; dil bariyeri, ekonomik yoksulluk, güvencesiz işçilik, ırkçılık, kurumsal ilgisizlik ve hukuki desteğe erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle çok katmanlı şiddetle karşı karşıyadır.
Bu nedenle Hene’nin ailesine tercüman desteği sağlanmalı, aileye dosya hakkında düzenli bilgi verilmeli, baro ve kadın örgütlerinin süreci izlemesinin önü açılmalı, ailenin adli yardım ve hukuki temsil hakkı güvence altına alınmalıdır.
Hene’nin göçmen oluşu, onun ölümünü görünmez kılmanın değil; daha güçlü bir adalet mücadelesi kurmanın gerekçesidir.
Taleplerimiz
Hene Ebuzeyneb dosyasında;
Soruşturmanın “şüpheli kadın ölümü” ve olası cinayet/baskı altında intihara sürüklenme ihtimalleri dışlanmadan yürütülmesini,
Olay yerindeki bütün kamera kayıtlarının, çevre iş yerleri dahil olmak üzere eksiksiz toplanmasını ve silinme/kesinti ihtimalinin araştırılmasını,
İşletme sahipleri, çalışanlar, Hene’yi son gören kişiler ve olay sonrası açıklama yapan herkesin ayrıntılı ifadelerinin alınmasını,
Hene’nin telefonu, dijital hesapları, mesajlaşmaları ve olay öncesi iletişim trafiğinin usulüne uygun biçimde incelenmesini,
İş yerinin çalışma koşullarının, sigorta/ücret/vardiya kayıtlarının ve Hene’nin iş yerinde maruz kalmış olabileceği baskıların araştırılmasını,
Otopsi raporunun aile vekilleriyle paylaşılmasını, gerektiğinde bağımsız uzman görüşü alınmasını,
Aileye tercüman, hukuki destek ve düzenli bilgilendirme sağlanmasını,
Baro, kadın örgütleri ve hak savunucularının dosyayı izlemesinin önünün açılmasını,
Olayı ilk andan itibaren “intihar” diye sunan medya dilinin sorgulanmasını,
Hene’nin ölümünü ırkçı, cinsiyetçi ve ayrımcı ifadelerle açıklamaya çalışan herkes hakkında gerekli hukuki süreçlerin işletilmesini talep ediyoruz.
Hene İçin Adalet, Bütün Kadınlar İçin Adalettir
Hene Ebuzeyneb’in ölümü karanlıkta bırakılamaz.
Biz kadınlar biliyoruz: Erkek yargı susarsa kız kardeşlik hafızası konuşur. Erkek medya örterse feminist şüphe açığa çıkarır. Devlet, kurumlar, işletmeler ve çıkar ilişkileri sessizlik duvarı örerse kadınlar o duvarı tek tek yıkar.
Hene’nin yaşamı, bir haber başlığından ibaret değildir.Hene’nin ölümü, “intihar” denilerek kapatılacak bir dosya değildir.Hene’nin göçmenliği, yoksulluğu, gençliği ve kadın oluşu adaletin önünde engel değildir.
Hene için adalet istiyoruz.
Bu dosyanın takipçisi olacağız.Her çelişkinin, her ihmalin, her suskunluğun, her örtbas girişiminin karşısında feminist şüphemizle duracağız.
Şükriye ERCAN
#HeneEbuzeynebİçinAdalet #ŞüpheliKadınÖlümleriAydınlatılsın #KadınCinayetleriPolitiktir






