Merhaba sevgili okur… Bilindiği üzere, 25 Kasım sadece takvimde yer alan herhangi bir gün değil, öldürülen kadınların isimlerinin taşlara kazındığı, hayatta kalanların seslerini ısrarla yükselttiği, bizimse içimize attığımız öfkeyi kolektif
Merhaba sevgili okur… Bilindiği üzere, 25 Kasım sadece takvimde yer alan herhangi bir gün değil, öldürülen kadınların isimlerinin taşlara kazındığı, hayatta kalanların seslerini ısrarla yükselttiği, bizimse içimize attığımız öfkeyi kolektif
Sahi, aile neydi? Ben aile değilim biliyor musunuz devlet gözünde? Bir evlat yetiştiriyorum, anneme babama bakıyorum. Ama aileden değilim. Ailem yok. Maaş bordrosunda “aile yardımı” diye bir kalem var. Bende
“Kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli,Mevsimler geldi geçti, görüşmeyeli…”Sen söyle, arkadaşım. Geçti mi sahi?Ben mevsimleri sayamadım.Hava hep kapalı. Gökyüzü yok. 18 saatlik üretim ışıkları yalnızca beyaz. Tavanda hep benden büyük,
‘’Çoğu zaman kadın olmanın bizim için ne anlama geldiğini biçimlendiren şeyin tam olarak, içsel bir adaletsizlik duygusu ve isyan arzusunun eşlik ettiği gönülsüz bir teslimiyet olduğunu keşfettik.’’ Silvia Federici/Tenin Sınırlarının
Rojava’ya dönük saldırılar anlatılırken hâlâ “denge”, “süreç”, “güvenlik” gibi kelimeler dolaşıma sokuluyor.Ama bu kelimeler gerçeği örtüyor. Gerçek şu ki hedefte olan, kadınların kazandıklarıdır. Bugün bu saldırıların merkezinde, Kürt kadınlarının Rojava’da
Gecenin en karanlık anında irkilerek uyandı. Valizini hazırlaması gerekiyordu. Dışı yıpranmış, hatıralarla dolu valizi açtı. Boğazına düğümlenmiş, dizilmiş, çökmüş sesi; kelimeleri, haykırışları, çığlıkları, çaresizlikleri oluk oluk valize akıtıyordu. Kan mıydı,
Tarihsel Bir Kesinti Olarak 1 Mart : 1 Mart 2003, Türkiye siyasal tarihinde yalnızca bir parlamento oylaması değildir. Bu tarih, sermaye birikim rejiminin savaş yoluyla yeniden düzenlenmesine karşı ortaya çıkan
Zenginliğin arttığı bir dünyada, eşitsizlik derinleşmeye devam ediyor. Eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. 21. yüzyılda kadınlarla erkekler arasında; Kuzey ile Güney, Doğu ile Batı arasında; aynı ülkenin nüfusu içinde
Eşitlik, ancak sesi susturulanlar konuştuğunda mümkündür. Toprağın Tuzu (Salt of the Earth, 1954), yalnızca bir emek mücadelesi filmi değil; sınıf mücadelesinin içindeki görünmez cinsiyet eşitsizliğini açığa çıkaran radikal bir feminist
Nancy Chodorow’un Anneliğin Yeniden Üretimi kitabı, anneliği biyolojik bir kader olarak değil, toplumsal ve psikolojik süreçler içinde şekillenen bir rol olarak ele alan öncü bir çalışmadır. Feminist teori ve psikanalizi






