DEĞİŞMESİ GEREKEN BİR DÜNYA

Şükriye ERCANGündem3 months ago207 Views

Zenginliğin arttığı bir dünyada, eşitsizlik derinleşmeye devam ediyor.

Eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. 21. yüzyılda kadınlarla erkekler arasında; Kuzey ile Güney, Doğu ile Batı arasında; aynı ülkenin nüfusu içinde zenginle yoksul, gençle yaşlı, kentte yaşayanlarla kırsalda yaşayanlar arasında derin uçurumlar sürüyor.

Müthiş teknolojik ve bilimsel gelişmelere, sanayi ve tarımdaki üretkenlik artışına ve bir iletişim patlamasına tanıklık ettiğimiz bir çağdayız. Buna karşın milyarlarca insan hâlâ işsiz; temel gıda, güvenli su, barınma, sağlık hizmetleri, eğitim, kültür, bilgi, enerji ve ulaşıma dahi erişemiyor.

Bugün her yerde, adım adım zenginleşen toplumların içinde daha fazla yoksullaşan insanların yaşadığı büyük bir paradoksla karşı karşıyayız. İnsanlık kaynak üretmekte yetersiz değil; sorun, sınırlı olan bu kaynakların ve zenginliğin evrensel, adil ve sorumlu bir biçimde dağıtılamamasıdır. Bu çarpık gelişmenin bedelini ise en ağır biçimde kadınlar ödüyor.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Süregelen Umursamazlık

Kadına yönelik şiddetin; eşlerin dövülmesi, cinsel saldırı ve istismar, üreme organlarının sakatlanması ve savaşlarda sistematik tecavüz gibi biçimlerde hâlâ evrensel olarak sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu, milyonlarca kadının kaderi hâline getirilmiş durumda.

Kadına yönelik şiddet, kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel eşitsiz güç ilişkilerinin sonucudur ve kadınların insan haklarının açık ihlalidir. Gelirden, sınıftan ve kültürden bağımsız olarak tüm toplumlarda var olan evrensel bir gerçekliktir.

Tüm kadınlar bu şiddetten etkilenir. Hayatının herhangi bir döneminde, yalnızca kadın olduğu için korku duymamış bir kadın bulmak neredeyse imkânsızdır. Karanlıkta sokakta yürümek ya da gece çalışmak, kadınlar için hâlâ ciddi bir güvenlik tehdididir.

Fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet çoğu zaman örf ve gelenekleri temel insan haklarının önüne koyan devletler tarafından uygulanmakta ya da görmezden gelinmektedir. Bazı ülkelerde yalnızca kadın olmak, bir insanın haklarının ayaklar altına alınması için yeterlidir.

Kültürde ve Dayanışmada Derin Bir Kriz

Dünyamız kimlik, değerler, toplumsal birlik ve ortak gelecek tahayyülü açısından ciddi bir kriz yaşıyor. Ekonomik ideolojilerin mutlak hâkimiyeti altında insan ilişkileri çözülüyor. Sanat, edebiyat, tiyatro, şiir, müzik ve dans “öncelikler” listesinin en altına itiliyor; “olmak”, “sahip olmak” karşısında değersizleştiriliyor.

Bu kültürel şok; anlam kaybına, köktenciliğe, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, hoşgörüsüzlüğe, homofobiye ve farklılıklara tahammülsüzlüğe yol açıyor. Farklı kültürler arasındaki üretken diyaloğu engelliyor ve insanlığın en büyük zenginliklerinden biri olan çeşitliliğimizi görünmez kılıyor.

Savaşın Bitmeyen Yıkımı

Nüfusların büyük bölümünün ölümüne yol açan, ülkelerin bütçelerini tüketirken silah endüstrisini besleyen sayısız “düşük yoğunluklu” savaşın yıkıma sürüklediği bir dünyada yaşıyoruz. 20. yüzyılın sonlarında Balkanlar’da yaşanan etnik kıyımlar ve Batı’nın bombardımanları, erkek egemen dünyanın çelişkileri çözmek için hâlâ savaşı tercih ettiğini gösterdi. Silahlı çatışmalar sırasında kadınlar; sistematik tecavüz de dâhil olmak üzere özgün ve ağır şiddet biçimlerine maruz bırakılıyor.

Dünyanın her yerinde kadınlar, savaşların son bulmasını ve sorunların barışçıl yollarla çözülmesini talep ediyor.

Yanlış Bir Üretkenlik Gezegenimizi Tehdit Ediyor

İnsan ile doğa arasındaki dengenin ciddi biçimde bozulduğu, “gelişmiş” ülkelerde dizginsiz tüketimin sürdüğü bir dünyadayız. Büyük ölçüde gereksiz nesneler için işleyen bir üret-tüket döngüsü gezegeni kısır bir çıkmaza sürüklüyor: Tüketmek için üretiyor, ürettiğimiz için tüketiyoruz.

Bu denetimsiz ideoloji doğal kaynakları tüketiyor, doğayı tahrip ediyor ve gelecek kuşakları tehlikeye atıyor. Bir kez daha bu anlamsız büyümenin bedelini en ağır şekilde kadınlar ödüyor.

Rüşvet ve Çürümenin Sisteme Dönüşmesi

Birçok ülkede rüşvetin bir sistem hâline geldiği, hatta uluslararası düzeyde meşrulaştırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Aşırı zenginliğin az sayıda insanın elinde toplanmasını; kamu kaynaklarının, devlet hazinelerinin ve toplumsal varlıkların devletlerin bilgisi ve suç ortaklığıyla yağmalanmasını başka nasıl açıklayabiliriz?

Bu servetler vergi muafiyetleriyle korunuyor; bankacılık sırları, yalnızca diktatörlerin ve büyük suçluların yararlandığı bir dokunulmazlık kalkanı oluşturuyor.

Demokrasinin ve Devlet Sorumluluğunun Çöküşü

Hükümetlerin yurttaşlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmekten kaçtığı, piyasa güçleri karşısında geri çekildiği bir dünyadayız. Dünya; seçilmemiş, hesap vermeyen, ulusüstü güçlerin —uluslararası finans kuruluşlarının, çok uluslu şirketlerin ve bankaların— egemenliği altına girmiş durumda.

Bu güçler Güney’e yapısal uyum programları, Kuzey’e sosyal hizmet kesintileri dayatıyor; devletler ise çoğu zaman bu dayatmalar karşısında umursamaz ya da suç ortağı konumunda bulunuyor.

Uluslararası “Koruma” Sistemlerinde Tehlikeli Gidişat

İnsanların ülkeler arası ilişkileri sivilleştirmek ve piyasanın mutlak gücünü sınırlamak için mücadele ettiği bir dünyada, uygarlığın çözülüşü açıkça görülüyor. Birleşmiş Milletler çatışmaları önlemekte ve çözmekte giderek daha etkisiz kalırken, ekonomik güçler tarihte hiç olmadığı kadar belirleyici hâle geliyor.

Şükriye ERCAN

2 Votes: 2 Upvotes, 0 Downvotes (2 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...