8 MART: ATEŞTEN DOĞAN KADIN İSYANI

Emeğe, Patriarkaya ve Sömürü Düzenine Karşı Tarihsel Bir Başkaldırı

Ateşten Doğan Bir Tarih

8 Mart bir takvim günü değildir.

8 Mart, kadınların tarih boyunca biriken öfkesinin, emeğinin ve direnişinin adı olan politik bir tarihtir. Çoğu zaman bir kutlama günü gibi sunulsa da 8 Mart’ın gerçek kökeni fabrikalarda, barikatlarda, sokaklarda ve isyanlarda yazılmıştır. Bu tarih; kadın emeğinin sömürülmesine, bedenlerinin denetlenmesine ve hayatlarının değersizleştirilmesine karşı verilen örgütlü mücadelenin tarihidir.

Kadınların özgürlük talebi ne bir jestle ne de yukarıdan verilen haklarla ortaya çıkmıştır. Her kazanım, sömürünün ve şiddetin ortasında örgütlenen direnişlerin ürünüdür. Bu nedenle 8 Mart yalnızca geçmişte yaşanan bir trajedinin anısı değildir; aynı zamanda bugünün mücadelelerini birbirine bağlayan tarihsel bir hafızadır.

Bugün meydanlarda yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı, 1857’de New York’ta tekstil fabrikalarında greve çıkan kadın işçilerin çığlığından beslenir. Aradan geçen yüz yılı aşkın süre mücadele biçimlerini değiştirmiş olabilir; ancak kadınların özgürlük talebi değişmemiştir.

Kadınların tarihi yalnızca acıların değil, aynı zamanda isyanların tarihidir.


Sanayi Kapitalizmi ve 8 Mart’ın Doğuşu

8 Mart’ın tarihsel kökeni sanayi kapitalizminin en sert yüzünü gösterdiği döneme dayanır.

1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınlar günde 16 saate varan çalışma sürelerine, düşük ücretlere ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı greve çıktı. Grev polis müdahalesiyle bastırıldı ve çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti.

Bu yangın yalnızca bir fabrika kazası değildi. Kadın emeğinin değersizleştirilmesinin ve kapitalist üretim ilişkilerinin çıplak gerçeğinin sembolüydü.

1910 yılında Kopenhag’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart emekçi kadınların mücadele günü ilan edildi. Böylece 8 Mart bir yas günü olmaktan çıkarak örgütlü direnişin günü haline geldi.¹

Kadınlar: Devrimlerin Kurucu Gücü

Tarihsel anlatılar çoğu zaman devrimleri erkek kahramanların hikâyesi olarak yazdı. Oysa gerçek tarih farklıdır.

Paris Komünü’nde barikat kuran kadınlar,
1917’de Petrograd’da grevleri başlatan tekstil işçileri,
faşizme karşı yeraltı direniş ağlarını kuran kadınlar,
sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş mücadelelerinde savaşan kadınlar…

Kadınlar hiçbir zaman tarihin arka planında olmadı.

Kadın mücadelesi yalnızca kadın haklarının genişletilmesi meselesi değildir. Kadın mücadelesi aynı zamanda sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü patriyarka ile kapitalizm tarihsel olarak birbirini besleyen iki tahakküm biçimidir.²


Kapitalizm ve Kadın Emeğinin Çifte Sömürüsü

Kapitalist sistem kadını iki kez sömürdü:

* üretimde ucuz emek olarak
* yeniden üretimde görünmez emek olarak

Kadınlar fabrikalarda düşük ücretlerle çalıştırılırken ev içi bakım emeği “doğal görev” sayılarak görünmez hale getirildi.

Neoliberal dönemde bu sömürü daha da derinleşti. Esnek çalışma, taşeronlaşma, güvencesizlik ve kayıt dışı istihdam kadın emeğini daha kırılgan hale getirdi.

Yoksulluk kadınlaştı.
Şiddet sıradanlaştı.
Eşit işe eşit ücret hâlâ gerçekleşmiş bir hak değildir.

Bu nedenle kadın sorunu yalnızca hukuki reformlarla çözülebilecek bir mesele değildir. Sorunun kökü ekonomik ve toplumsal yapının kendisindedir.

Bugünün Yangınları: Güvencesizlik ve İş Cinayetleri

Bugün yaşanan bazı olaylar 8 Mart’ın ortaya çıktığı tarihsel koşullardan aslında çok da uzaklaşmadığımızı gösteriyor.

Kocaeli Dilovası’nda bir fabrikada çıkan yangında güvencesiz koşullarda çalıştırılan altı kadın işçi yaşamını yitirdi. İş güvenliği önlemlerinin yetersiz olduğu, denetimlerin olmadığı ve emekçilerin çoğu zaman kayıt dışı ya da güvencesiz biçimde çalıştırıldığı bu üretim alanlarında yangınlar ve patlamalar artık sıradan bir gerçekliğe dönüşmüş durumda.

Bu kadınlar yalnızca bir yangında değil, güvencesiz çalışma rejiminin yarattığı bir iş cinayetinde hayatlarını kaybetti.

Benzer biçimde tekstil atölyelerinde yaşanan yangınlar ve denetimsiz üretim alanlarında yaşamını yitiren kadın ve çocuk işçiler, kapitalist üretim düzeninin insan hayatını maliyet kalemine indirgeyen mantığını açık biçimde gözler önüne seriyor.
19. yüzyılın sanayi fabrikalarında kadın emeğini ucuzlaştıran düzen ile bugün taşeronlaştırılmış üretim alanlarında kadın ve çocuk emeğini değersizleştiren düzen arasında güçlü bir tarihsel süreklilik vardır.

Karl Marx’ın “ilksel birikim” olarak tanımladığı süreçte olduğu gibi bugün de sermaye birikimi çoğu zaman emeğin en savunmasız kesimleri üzerinden gerçekleşmektedir.³


Patriarka, Tarikatlar ve Kadın Bedeni Üzerindeki Tahakkümü

Kadınlara yönelik baskı yalnızca ekonomik alanda değil; aynı zamanda ideolojik ve kültürel alanlarda da üretilmektedir.

Özellikle tarikat ve cemaat yapılarında ortaya çıkan istismar vakaları, kadınların ve çocukların bedenleri üzerinde kurulan tahakkümün ne kadar derin olduğunu gözler önüne seriyor.

Kamuoyuna yansıyan vakalardan birinde, bir kadın istismara uğradı ve daha sonra tecavüzcüsüyle evlendirildi. Bu zorla evlilikten doğan kız çocuğu ise yıllar sonra öz babası tarafından yeniden tacize uğradı. Bu istismarı teşhir etmeye ve adalet aramaya çalışan anne, uzun süre tehdit edildi ve yeterli koruma sağlanmadı.

Sonunda anne ve kızı şüpheli biçimde ölü bulundu. Faili belli bir kadın ve çocuk cinayeti olarak kayıtlara geçen bu olay, 8 Mart’a giderken bir kez daha kadınların ve çocukların nasıl güvencesiz bırakıldığını gösterdi.

Bu olay yalnızca bireysel bir suç değildir. Kadın bedenini denetim altına almaya çalışan patriarkal ideolojinin ve gerici toplumsal yapıların nasıl bir şiddet üretim alanına dönüşebildiğinin çarpıcı bir göstergesidir.

Bu nedenle 8 Mart yalnızca kapitalist sömürüye karşı değil; aynı zamanda dini, kültürel ve ideolojik tüm patriyarkal tahakküm biçimlerine karşı bir itirazdır. Kadınların özgürlük mücadelesi din, dil, mezhep ya da ulus ayrımı yapmadan erkek egemen düzenin tüm biçimlerine karşı verilen evrensel bir mücadeledir.⁴

Özgürlük Verilmez, Örgütlenir

8 Mart artık yalnızca tekstil işçisi kadınların anısı değildir.

Devrimci kadınların barikatlardaki cesaretidir.
Rojava’da özsavunmadır.
İran’da başkaldırıdır.
Türkiye’de meydanlarda yükselen yaşam talebidir.

1857’de yanan kadın işçilerin ateşi hâlâ sönmedi.

O ateş bugün sloganlarda, yürüyüşlerde, halaylarda, dayanışma ağlarında ve kolektif hafızada yaşamaya devam ediyor.

8 Mart her yıl aynı gerçeği yeniden hatırlatır:

Özgürlük verilmez.
Özgürlük örgütlenir.

Yaşasın 8 Mart direnişimiz.
Jin, Jiyan, Azadî.

Şükriye ERCAN

Dipnotlar
1. Clara Zetkin, Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı konuşmaları, 1910.
2. Silvia Federici, Caliban and the Witch, 2004.
3. Karl Marx, Kapital, Cilt I – İlksel Birikim.
4. Pierre Bourdieu, Eril Tahakküm, 1998.

1 Votes: 1 Upvotes, 0 Downvotes (1 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...