
Emperyalizm, Devlet Şiddeti ve Halkların Çözümü!
Her yıl Aralık ayının ilk haftasında kutlanan İnsan Hakları Haftası, çoğu kez cılız açıklamalarla, protokol konuşmalarıyla ve yüzeysel mesajlarla geçiştiriliyor. Oysa hak ihlalleri, kayıplar, işkence, cezasızlık, devlet şiddeti, savaş politikaları ve yoksullaşma bu coğrafyada hâlâ gündelik hayatın parçası.
Bu nedenle İnsan Hakları Haftası, geçmiş yılın ihlallerini saymakla sınırlanamaz. Geleceği kurmak için bir barış programını, halkçı bir çözüm iradesini ve emekçilerin, kadınların, Kürtlerin, gençlerin özgür yaşam hakkını merkeze almak zorundadır.
Bugün barış bir lüks değil, insan haklarının önkoşulu, halkların nefes alabilmesinin tek yoludur.
Emperyalizmin Bölge Politikası, Çatışma Sarmalının Beslendiği Zemin
Küresel kapitalizm ve emperyalizm, her ülkeye tek tip politika uygulamaz. Her toplumun beşeri dokusuna, inanç haritasına, etnik yapısına ve coğrafi kırılganlıklarına göre strateji kurar.
Filistin’de Hamas–FKÖ çatışması,
Türkiye’de Hizbullah–kontra yapılanmaları,
Suriye’de Müslüman Kardeşler ve karşıt güçler.
Bunların tümü, halkların iradesiyle değil, vekâlet savaşlarıyla şekillenen emperyalist laboratuvarlardır. Amaç bir grubun iktidara gelmesi değil, yer altı ve yer üstü kaynaklarının kontrolü, halkların yoksullaştırılması ve otoriter rejimlerin kalıcılaştırılmasıdır.
Halkların barış talebi, tam da bu emperyalist stratejinin karşı kutbudur.
Devlet Şiddeti, Cunta Hafızası ve İdam Sehpaları
Bu ülkenin tarihinde idamlar, işkenceler, faili meçhuller, OHAL’ler, köy yakmalar, cezaevlerinde sistematik işkenceler bir “istisna” değil, bir yönetme biçimi olmuştur.
Deniz Gezmiş’lerin, Hüseyin İnan’ların, Yusuf Aslan’ların darağacına çekilmesi.
Mahir Çayan ve yoldaşlarının “ele geçirilmişken” havan topu ile imha edilmesi.
Diyarbakır Cezaevi’nin insanlık dışı uygulamaları,
Ve Erdal Eren!
Henüz 17 yaşındayken, yaşı büyütülerek, açık hukuksuzlukla idam edilen Erdal Eren, bu devletin “hukuk” dediği şeyin, siyasal ihtiyaçlar karşısında nasıl bir infaz mekanizmasına dönüştüğünün simgesidir.
Erdal Eren yalnızca bir genç değil,
Askeri darbe rejiminin, insan hayatını nasıl kolayca harcadığının kanıtıdır.
Bugün İnsan Hakları Haftası’nda Erdal Eren’i anmak, salt bir yas tutma değil, idam sehpasını meşrulaştıran zihniyetle hesaplaşma sorumluluğudur!
Cumartesi Anneleri, Tanıklığın Bastırılamayan Israrı
Cumartesi Anneleri, bu ülkenin en uzun soluklu insan hakları mücadelesini yürütüyor. Otuz yıla yaklaşan bir süredir Galatasaray Meydanı’nda yalnızca evlatlarını değil, hakikati arıyorlar.
Gözaltında kaybedilenlerin inkâr edilmesine karşı, devletin “yok” dediğine karşı “vardılar” diyen bir tanıklık mücadelesi bu.
Ancak Cumartesi Anneleri de yıllardır şunlarla karşılaştı;
• “Devleti yıpratıyorlar”
• “Geçmişi kurcalıyorlar”
• “Kanıt yok.”
”Bu söylemler, basit bir inkâr değil, tanıklığın bilinçli biçimde değersizleştirilmesidir. Yani epistemik bir insan hakları ihlalidir.
Cumartesi Anneleri bize şunu hatırlatıyor,
“Barış, hakikatle yüzleşmeden kurulamaz.”
Kayıplar bulunmadan, mezarlar açıklanmadan, failler yargılanmadan barış yalnızca bir söylem olarak kalır.
**BARIŞ SÜRECİ NEDEN STRATEJİKTİR?
Silahların Susması İnsan Haklarının Şartıdır**
Barış, yalnızca askeri bir mesele değil, toplumun nefes alması, halkların eşit yurttaşlık hakkına kavuşması, kadınların özgürleşmesi, ekonomi ve ekolojinin yeniden kurulması için stratejik bir zorunluluktur.
1. Silahların Susması İnsan Haklarının Önkoşuludur
Savaş ortamında hukuk askıya alınır, güvenlikçi üstünlük kalıcılaşır.İşkence, kayıplar, cezasızlık savaştan beslenir.
2. Barış Ekonomiktir
Kaynaklar silaha ve güvenliğe değil; halka aktarılır.
3. Barış Toplumsaldır.
Kutuplaştırma politikalarının panzehiridir.
4. Barış Kadınlardır.
Savaşın en ağır bedelini kadınlar öder ve barışın kalıcı taşıyıcısı da kadınlardır.
“Erleri Çekin, Rütbeliler Gelsin”
Mahir Çayan’ı Barış Perspektifiyle Yeniden Okumak
**Mahir Çayan’ın şu sözü;
“Erleri çekin, rütbeliler gelsin!”
Bugün bize şunu söylüyor,
• Savaşın bedelini yoksul halk çocukları öder.
• Kararları rütbeliler verir.
• Bu döngüyü kırmanın yolu barıştır.
Barış süreci bu yüzden stratejiktir. Çünkü bedel ödeyenlerin lehine bir siyasal hattı zorunlu kılar.
**BARIŞ İÇİN NE YAPMALI?
Halkların Demokratik Çözüm Programı**
1. Şeffaf ve topluma açık müzakere
2. Kalıcı çatışmasızlık
3. Kürt sorununun siyasal çözümü
4. Siyasi tutsakların serbest bırakılması
5. Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu
6. Kadınların sürecin öznesi olması
7. Yerel demokrasi ve özerklik tartışmalarının kriminalize edilmemesi
8. Medyada hakikate alan açılması
**SONUÇ,
İnsan Hakları Haftasında Barışı Savunmak**
İnsan Hakları Haftası, yalnızca ihlalleri saydığımız bir takvim değil, barışın politik hattını kurduğumuz bir eşik olmalıdır.
Erdal Eren’in idam sehpası,
Cumartesi Anneleri’nin kayıp fotoğrafları,
Hapishanelerde çürütülen gençler,
Bize tek bir şey söylüyor;
Barış istemek yetmez.
Barışı örgütlemek gerekir.
Ve biz biliyoruz ki,
“Emperyalizmin, devlet şiddetinin ve vekâlet savaşlarının karşısında halkların en gerçek gücü örgütlü barış iradesidir!”
Şükriye ERCAN






