FEMİNİZM HAKKINDA SORULAN KLİŞE SORULAR

2017-2018 istatistiklerine göre internette en çok aranan sözcük “feminizm”di. Ancak gözlemlerime göre hâlâ hakkında en az şey bilinen ve çokça önyargının olduğu bir konu aynı zamanda. Bu yazı, hemen her gün maruz kaldığımız bu soruları bir kez daha yanıtlamak, ön yargı ve mitleri kısaca tekrar gözden geçirmek amacıyla yazılmıştır.

“Bağımsızlığı her zaman yaşamın en güzel armağanlarından biri olarak gördüm. Çorak topraklarda yaşamak zorunda olsaydım dahi, temel haklarımı güvence altına alarak bağımsız yaşamak isterdim.” diyen Mary Wollstonecraft‘a bir selam göndererek soruları elimizden geldiğince yanıtlamaya başlayalım.

Feminizm erkek düşmanlığı mıdır?

“Yaklaşın, göreceksiniz. Feminizm herkes içindir.” Bell Hooks

Feminizmin kendi içinde sürdürdüğü birçok tartışma var. Ancak bu argüman, üzerine konuştuğumuz bir konu bile değil. O yüzden net olarak söyleyebiliriz ki feminizm erkek düşmanlığı değildir. Peki bu iddia nereden çıkıyor? İkinci dalgadan beri feminizm karşıtlarının argümanlarından birisi olmuştur. Feminizmi itibarsızlaştırmak, değersizleştirmek, baskılamak ve patriyarkayı sürdürmek isteyenlerin temelsiz iddialarından birisidir. Tabii ki feminizmin içinde de diğer ideolojilerde olduğu gibi pek çok güçlü akım ve farklı tarzda insan var. Öfkelisi, esprilisi, reddiyecisi vs. Küçük bir grup olarak düşmanlık yapanlar da vardır ama onların tüm feminizmi temsil ettikleri söylenemez. Örneğin, Erkekleri Doğrama Cemiyeti’nin yazarı Valerie Solanas‘ın yazdıkları bireysel görüşleridir ve kendisinin feminist hareket içerisinde bir etkisi yoktur.

Şunu da söylemek gerekir ki zaman zaman patriarka ile savaşırken somut zeminde patriarkanın sürmesini isteyen erkekler tarafından ısrarlar olabiliyor. Bu da pratikte bir sertleşme ve gerilim ortamı yaratabiliyor. Ama feminist teoride erkeklerden nefret etmemiz gerektiğini söyleyen bir görüş bulunmuyor. Tam tersine Bell Hooks’un tanımıyla feminizm, kadınlar, LGBTİQ+ bireyler ve erkekler üzerindeki “cinsiyetçiliği, cinsiyetçi baskı ve sömürüyü sona erdirmeye çalışan bir harekettir.” Yani feminizm herkes içindir.

Feminizm aileye karşı mı?

“Sadece beni öldürecek olsa, sesimi çıkartmazdım.” Şerife Çeliktaş

Feminizm, ailenin bir kurum olarak kabul edilip toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve patriyarkanın devlet ve sistem eliyle aile içinde de sürdürülmeye çalışılmasına karşıdır. Devletin aileyi kendi uzantısı gibi görüp aile içindeki bireylerin konumlarını ve onlardan beklentileri kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirmesine karşıdır. Feminizmi suçlayarak değişen aile biçimlerini çöküş gibi göstermek, insanları korkutarak eski kalıplara mahkûm bırakmanın yoludur.

Aileyi yok eden feminizm değil; sevgisizlik, iletişimsizlik, baskı, şiddet ve dayatmalardır. Aile biçimi ile değil, içindeki sevgi bağı, gönüllülük ve eşitlik ilkelerine bağlılık ile yaşar. Değişim ise korkulacak bir şey değil, uyum sağlanacak bir şeydir.

Erkekleri de kadınlar mı yetiştiriyor?

“Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Simone de Beauvoir

Hayır, erkekleri de kadınları da toplum ve toplumun sürdürdüğü normlar ve toplumsal cinsiyet kalıpları yetiştiriyor. Henüz sözlü iletişim kuramadıklarında bile mimiklerimizle, bakışımızla, ses tonumuzla, daha sonra sözlerimizle kız ve erkek çocuklarımıza toplumsal cinsiyet rollerine göre neleri yapıp neleri yapamayacaklarını söyleyerek yetiştiriyoruz.

Burada aslında yaşamımızın her alanında tarihsel olarak erkekler tarafından, erkeklerin çıkarına işleyen bir patriarkal düzen var. Bunun illaki kötücül olması gerekmiyor; ama merkezde hep erkek özne var. Erkeğin bakış açısı ile şekillenmiş bir dünya ve kadınların oraya girmesi hep sonradan, ek, yardımcı ve ikincil.

Dolayısıyla çocuklar büyürken bu atmosferi dahil oldukları her ortamda, hayatlarının her aşamasında seziyorlar. Okulda kitap açtığında, sanatta, siyasette, iş yaşamında kadın-erkek figürlerinin patriyarkaya göre dizildiğini gördüğünde; izlediği filmde, okuduğu romanda erkek figürlerini otoriter, baskıcı, şiddet uygulayan; kadın figürlerini edilgen, korunmaya muhtaç gördüğünde kendi kimliğini buna göre kuruyor.

Yani erkekleri kadınlar/anneler değil, kodlarını patriarkanın belirlediği toplumsal sistem yetiştiriyor.

Erkekler ilgi göstermediği için mi feminist oldunuz?

Bu soruya gülümsemeden yanıt vermek hiç mümkün olmadı :))

Öncelikle feminist olmamızın biz hariç kimse ile ilişkisi yok. Büyürken kendimize bakıyoruz, yaşayış biçimimize bakıyoruz, toplum içinde bizi rahatsız eden mekanizmaları fark ediyoruz; eşitlik zemininde büyük sorunlar olduğunu görüyoruz ve öyle feminist oluyoruz.

Hatta çocuklukta bu adaletsiz mekanizmaları aile içinde fark edip daha sonra feminist teori ile tanıştığımızda “Aaa… ben feministmişim!” diyoruz. Yani erkeklerden intikam almak ya da itibar kazanmak için feminist olmuyoruz. Çok daha yaşamsal bir yerden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hayatımızı cehenneme çevirdiği gerçeğinden hareket ediyoruz.

Feminizm Batı tarafından kültürümüze sokulmuş bir burjuva ideolojisi midir?

“Kişisel olan politiktir.” Carol Hanisch

Bu iddia 1970’lerde çokça tartışıldı ve sonuçlandı. Ancak son yıllarda özellikle dijital ortamda tekrar canlandırıldığını görüyoruz. Sol örgütlerin büyük kısmı, feminizmin sınıf mücadelesiyle ilişkili olduğunu ancak sınıf mücadelesini aşan özel bir alanı da bulunduğunu kabul etti.

Bizim coğrafyamızda ise sadece feminizm değil; insan hakları, demokrasi, LGBTİQ+ hakları gibi her şey “Batı’dan ithal” suçlamasıyla itibarsızlaştırılıyor. Oysa kapitalizm 16. yüzyıldan beri küreselleşiyor. Sanayi, ordu, devlet aygıtı ithal ederken sorun görmeyenlerin, kadın haklarına gelince “yabancı” demeleri samimi değil.

Dışarıdan gelen bir fikir toplumun ihtiyacıyla örtüşmezse zaten tutmaz. Ama içerinin ihtiyacına cevap veriyorsa kalır. Feminizmin kalıcı olmasının sebebi kültür değil, hak temelli bir yaklaşım olmasıdır.

Pozitif ayrımcılık da bir ayrımcılık değil mi?

“Değil!”

Pozitif ayrımcılık, çok genel ve yapısal bir şeye işaret ediyor. Eğitimden siyasete kadar her alanda belirgin biçimde erkek egemenliği var. Kadınlar bulabildikleri boşluklardan o alanlara dahil olmaya çalışıyorlar.

Örneğin orta düzey yöneticilikte kadın oranı %40 civarındayken üst düzey yöneticilikte %19,4’e düşüyor (2024 TÜİK).

Buna “cam tavan sendromu” diyoruz.

Dünya parlamento ortalaması %20. Bakanlık seviyesinde daha da düşük. Bunca sistematik eşitsizlik varken pozitif ayrımcılık gereklidir.Bir gün tüm eşitsizlikler ortadan kalkar ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanırsa pozitif ayrımcılığa gerek kalmaz.

Kadının beyanı esastır ilkesi haksızlık değil mi?

Öncelikle yasada kadının beyanı diye bir şey yoktur. Yasa, “mağdurun” beyanı esastır der. Bir erkek de tacize, tecavüze uğrarsa yasa onun da beyanını güvence altına alır. Yani cinsiyete bağlı bir ilke değildir. Ayrıca mağdurun beyanı esastır ilkesi yargılamaya değil, soruşturma, araştırma ve mağdurun güvenceye alınması safhası ile ilgili bir ilkedir. Yargılanma sürecine dahil değildir. Öyle olsa yargı mağdurun beyanını doğru kabul eder ve yargılanmaya bile gerek duyulmaz; tüm davaları mağdurlar (çoğunlukla kadınlar, lgbtiq+lar, çocuklar) kazanırdı.

Mağdurun beyanı esastır; mağdurun beyanı dikkate alınır, soruşturma aşamasında bu beyanlarla ilgili ciddi araştırmalar yapılır, gerekirse koruyucu önlemler alınır manasındadır. Uygulamada kanıtlanması zor olan taciz/tecavüz gibi suçların mağdurları genelde kadınlar, lgbtiq+lar ve çocuklardır. Aynı zamanda kadın ve erkek arasındaki o güç eşitsizliği o kadar barizdir ki bunu gören hukuk diyor ki: hiçbir kadın kendini böyle bir yükün altına sokmaz. Bunun kadına maddi ve manevi bir maliyeti vardır. Bu, yaşamın akışına aykırıdır. Dolayısıyla hukuk, soruşturma aşamasında mağdurun beyanını esas alıp ciddiyetle araştırma yapılması gerektiğini söyleyerek o güç eşitsizliğini dengelemeye çalışıyor.

Kadınlar neden zorunlu askere gitmiyor, madende çalışmıyorlar?

Bu soru devlet politikalarına dair bir sorudur ve bu politikaları kadınlar belirlememiştir.

Bugün birçok erkeğin dışarıda çalışabilmesinin temel sebebi, kadın emeğinin ev içinde ücretsiz sömürülmesidir. Yemek, temizlik, çocuk-bakım, hasta-yaşlı bakımı gibi işler ücretsizdir ve kadınların “birincil işi” sayılır.

Bu sömürüye itiraz etmeyip “kadınlar da maden ocaklarında çalışsın, askere gitsin,” demek sömürüyü perçinlemektir. Ayrıca feministler olarak emperyalist sistemin savaş politikalarında ölmek istemiyoruz.

Bu durumda daha doğru olan, erkeklerin de askerliği reddetmesi ve eşit haklar için birlikte mücadele edilmesidir.

İlkay Akgün MCMULLEN

Kaynaklar:

1. Bell Hooks, Feminizm Herkes İçindir

2. Alev Özkazanç, Bir Musibet: Yeni Türkiye’de Erillik, Şiddet ve Feminist Siyaset

3. Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet

4. Carol Hanisch, The Personal Is Political, 1969

5. Yaprak Damla Yıldırım, Soramazsın, Söyleşi

6. Silvia Federici, Sıfır Noktasında Devrim

7. Aylak Damla – Alev Özkazanç, Türkiye’de Feminizm, Queer Teori, Kadın Düşmanlığı, Otoriter Popülizm, Söyleşi

8. Mary Wollstonecraft, Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi

2 Votes: 2 Upvotes, 0 Downvotes (2 Points)

One Comment

(Hide Comments)
  • Fenise

    Aralık 10, 2025 / at 11:06 am Yanıtla

    Kadin.

Fenise için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...