
On yıllardır eşcinsellik ve trans varoluşlar birer suç, hastalık ve utanç kaynağı olarak görülüyor.
Onur, kişinin kendi kimliğini gizlemeden, korkmadan, açıkça yaşayabilmesini temsil eder.
Onur, her insanın eşit şekilde yaşam hakkını ifade eder.
1969 yılında Amerika’da LGBT biri olmak suçtu. Polisler; lubunyaların eğlendiği, dans ettiği, sığındığı New York’taki The Stonewall Inn Bar’a sık sık baskın yapar, insanları darp edip gözaltına alırdı. 28 Haziran 1969 yılında yine baskın yapmaya gittiler ama artık insanların sabrı taşmıştı. Kelepçelenen bir kadın, “Neden bir şeyler yapmıyorsunuz?” diye bağırdı.

Bu ses, insanları körüklemek için yetti. O güne kadar polisten kaçan kitle bu sefer kaçmadı ve ayaklandı.
Başta siyah trans kadınlar olmak üzere binlerce insan sokaklara çıktı.
O gece başlayan çatışmalar günlerce sürdü. Stonewall Inn olayı, queer topluluğun kurban olmayı reddedip kitlesel bir güce dönüştüğü an oldu.
Altı gün süren direniş sırasında polis şiddeti ve arbede nedeniyle çok sayıda yaralanan olmuş; ancak o dönem gey ve trans bireyler kimliklerini gizlemek zorunda kaldıkları için hastane kayıtlarına büyük oranda geçmemişler.

Olaylar sırasında 21 kişi de gözaltına alınmıştır.
Tam bir yıl sonra bu olayın anısına ilk Pride (Onur) Yürüyüşü gerçekleşti.
Onur Ayı’ndan insanların beklentisi aslında en temel haklar:

Eşit yaşam ve eşit vatandaşlık hakları; LGBT bireylere yönelik suçların nefret suçu kapsamına alınması;
homofobik grupların sözlü ve fiziksel saldırılarına, şiddetine, bakışına, tacizine maruz kalmadan sokakta tıpkı diğer insanlar gibi rahatça yürüyebilmek…
Bu kadar basit aslında. Kim olduğun, kimi sevdiğin ve nasıl var olduğun yüzünden utandırılmadığın; adil ve eşit bir dünya istiyoruz.
Ne yalnızlar ne yanlış. Onur Ayı kutlu olsun.

İlkay Akgün Mcmullen






