
Rojava’ya dönük saldırılar anlatılırken hâlâ “denge”, “süreç”, “güvenlik” gibi kelimeler dolaşıma sokuluyor.Ama bu kelimeler gerçeği örtüyor.
Gerçek şu ki hedefte olan, kadınların kazandıklarıdır.
Bugün bu saldırıların merkezinde, Kürt kadınlarının Rojava’da inşa ettiği özgürlük deneyimi yer almaktadır. Kürt kadınlarının yerelden evrensele taşıdığı bu mücadele mirası artık yalnızca bir bölgenin değil, dünya kadın hareketlerinin ortak hafızasının parçasıdır. Tam da bu nedenle bilinçli biçimde hedef seçilmektedir.
Rojava’da yok edilmek istenen şey yalnızca bir yönetim modeli değildir.Yok edilmek istenen; örgütlenen, ordulaşan, karar alan, hayatı yeniden kuran kadınlardır.
Yani, yıllardır “olmaz” denilenin olmuş hâlidir.
IŞİD ortaya çıktığında ilk neyi hedef aldı, hatırlayalım:
Kadınları!
Çünkü bir halkı teslim almanın en kısa yolu, kadınların iradesini kırmaktır.
Bugün sahnedeki aktörler değişmiş olabilir; bayraklar, ittifaklar, isimler…Ama zihniyet değişmedi.
Şam’daki dinci çete düzeni ve arkasındaki güçler Rojava’ya saldırırken aslında şunu söylüyor:
“Bu kadar kadın özgürlüğü fazla.”
Onların dünyasında kadınlar:
– ordulaşamaz,
– siyaseti yönetemez,
– erkeğe, devlete ve dine tabi olmadan yaşayamaz.
İşte tam da bu yüzden Rojava’daki kadın özgürlük deneyimi düşman ilan edilmiştir.
Şeyh Maksud’a, Eşrefiye’ye, Rakka’ya, Tabqa’ya yönelen saldırılar bu yüzden yalnızca askerî hamleler değildir.Bunlar, kadınların kurduğu yaşamı dağıtma girişimleridir.Kadın meclislerini, eşbaşkanlık sistemini, kadın savunmasını, kadın sözünü hedef alırlar.
Bu bir karşı-devrimdir.
Ve bu karşı-devrim, kadınların somut kazanımlarına yönelmiştir.
Açık konuşalım:
Bu kazanımlar pazarlık konusu yapılamaz.
Bu kazanımlar “konjonktür” denilerek geçiştirilemez.
Bugün Rojava’da direnen kadınlar yalnızca kendileri için direnmiyor.
Bu direniş, patriarkaya karşı başka bir hayatın mümkün olduğunu söyleyen herkes içindir.
Bu yüzden tarafsızlık yoktur.
Ya kadınların kazanımlarının tasfiyesine sessiz kalınır ya da bu kazanımların yanında durulur.
Başka bir orta yol yok.
“Jin Jiyan Azadî”
******
Şükriye ERCAN






