
Kadın emeği için “görünmez” demek artık yetmiyor. Çünkü bugün kadın emeği, fark edilmediği için değil; bilinçli olarak kamusal alanın dışına itildiği için yok sayılıyor. Bu bir ihmal değil, bu açık bir siyasal, ekonomik ve ideolojik tercihtir. Ev içi emek kamusallaşmadıkça kadın görünmez kalmaya mahkûmdur. Kadın görünmez kaldığı sürece de devlet, en temel sosyal hizmetleri hiçbir bedel ödemeden kadınların sırtına yüklemeye devam eder. Kreş yoksa anne vardır. Yaşlı bakım sistemi yoksa kadın vardır. Yoksulluk derinleştiğinde çözüm kamusal politikalar değil, kadının daha fazla “sabretmesi” olarak sunulur.
Son yıllarda “Aile Yılı” ilanı etrafında kurulan söylem, bu tercihin en açık göstergesidir. Aile, sevgi, fedakârlık ve kutsallık kavramlarıyla yüceltilirken; sosyal devletin çekildiği alanların yerine yerleştirilir. Devlet geri çekilir, kadın öne sürülür. Üstelik ücretsiz, güvencesiz ve sessizce. Kadın emeği bu noktada yalnızca ücretsiz değildir, aynı zamanda ahlâkîleştirilmiştir. Kadının yaptığı işler hak temelli bir emek olarak değil, “sevgiyle yapılan doğal görevler” olarak tanımlanır. Sevgiyle yapılan iş talep edilmez, pazarlık konusu olmaz. Böylece kadın emeği ekonomik ve siyasal tartışmaların dışına itilerek“özel alan” denilen bir sessizliğe hapsedilir. Oysa ev içi emek görünmez değildir. Herkes bilir ki kadın evde çalışır. Yemek yapar, temizlik yapar, çocuk bakar, yaşlıya bakar, hastaya bakar; evin hem fiziksel hem duygusal yükünü taşır. Bu emek bilinmediği için değil, tanınması istenmediği için yok sayılır. Çünkü tanındığı anda hak doğar, hak doğduğu anda da devletin sorumluluğu başlar.
Devlet tam da bu sorumluluktan kaçmak için aileyi öne sürer. “Aile Yılı” ilanının gerçek anlamı burada gizlidir. Bu, aileyi güçlendirme vaadi değil; kadın emeğinin kamusal sorumluluk olmaktan çıkarıldığının resmî ilanıdır.
Bu politikanın sembolik ama öğretici örneklerinden biri, uzun süreli evliliklere verilen plaketlerdir. Bu plaketler, kadınların yıllar boyunca taşıdığı ücretsiz emeğin karşılığı değildir. Aksine, “Bu yük senindir ve taşımaya devam et,” diyen bir siyasal mesajdır. Plaketle ödüllendirilen sevgi değil, sabırdır. Ve bu sabır, erdem değil; kadından beklenen sessiz itaattir.
Kadın emeğinin kamusallaşmamasının en ağır sonuçlarından biri de güvencesizliktir. Cam silerken düşen, yerleri silerken ayağını kıran, banyoyu yıkarken sakatlanan ya da hayatını kaybeden kadınlar için devlet sorumluluk almaz. Bunlara “ev kazası” denir ve geçilir. Oysa bunlar açıkça iş kazasıdır. Devlet bunu kabul etmez çünkü kabul ederse sigorta, tazminat, bakım ve emeklilik yükümlülüğü doğar.
Bu süreçte kadın, annelik ve fedakârlık söylemleriyle kutsanır. “Annelik kutsaldır.”, “Cennet anaların ayağının altındadır.” denilerek masrafsız bir değer üretimi kadının omuzlarına yüklenir. Erkekler ve devlet bütçeden yararlanırken kadın emeği kutsallıkla ücretsizleştirilir.
Kadın çalışır, üretir, toplumsal yaşamın sürekliliğini sağlar. Ama bu emek kadının kendisine değil, evliliğe kayıtlıdır. Kadın birey olarak değil, bir erkeğe bağlı olduğu sürece tanınır. Sosyal devlet sorumluluğunu kadına değil, evlilik kurumuna yükler. Böylece hem bakım emeğinden ücretsiz yararlanır hem de boşanma, ayrılık ya da ölüm gibi durumlarda hiçbir yük üstlenmez.
Çocuk doğurmak bu kadar teşvik edilirken şu soru bilinçli olarak sorulmaz: Çocuğu doğuran kadının güvencesi neden yok? Anne kutsanır ama emekliliği yoktur. İş kazası güvencesi yoktur. Yaşam boyu sosyal güvencesi yoktur. Sevgi, bir kez daha emeğin üzerini örten ideolojik bir örtüye dönüşür.
Evet, annenin çocuğuna bakması değerlidir. Ama bu değer güvencesizlikle ödüllendirilemez. Devlet çocuk istiyorsa, doğuran kadının yaşam güvencesini sağlamak zorundadır. Aksi hâlde bu politika değil, sömürünün yeniden üretilmesidir.
Bu yüzden ısrarla söylüyoruz:
Ev içi emek kamusallaşmalıdır. Kamusallaşma, kadının evden çıkması değil; evde yaptığı işin toplumsal bir emek olarak tanınmasıdır. Sigorta, emeklilik, iş kazası güvencesi, bakım desteği ve sosyal haklar demektir. Sorumluluğun kadının omuzlarından alınıp kamunun üzerine konması demektir.
Kadın emeği kutsanmak değil, tanınmak ister.
Plaket değil, güvence ister.
Aile Yılı değil, Hak Yılı ister.
Şükriye Ercan
Matriarkanın İzi
Görsel; trockist.net






