
İnsanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olan Çatalhöyük, yalnızca arkeolojinin değil, toplumsal cinsiyet tarihinin de yeniden yazılmasına yol açacak bulgularla gündemde.
Uzun yıllar boyunca Çatalhöyük’te bulunan kadın heykelciklerinin bir ana tanrıça kültünü temsil ettiği ileri sürülmüş ancak bu sembollerin toplumsal yapıya ne ölçüde yansıdığı net biçimde ortaya koyulamamıştı. Son yıllarda yapılan kapsamlı bir genetik araştırma ise bu yerleşimde kadınların yalnızca sembolik değil, toplumsal yaşamın merkezinde yer aldığını güçlü biçimde ortaya koyuyor.
MÖ 7150–5950 yılları arasında iskan edilen Çatalhöyük’ün Doğu Höyüğü’nde bulunan 35 evde gömülü 131 bireyden alınan antik DNA örnekleri incelendi. Araştırmacılar, DNA’yı özellikle iç kulağı çevreleyen ve genetik materyali binlerce yıl boyunca koruyabilen petroz kemikten ve kısmen dişlerden elde etti. Bu yöntem sayesinde, bugüne kadar iskelet yapısından anlaşılamayan bebek ve çocukların biyolojik cinsiyeti ilk kez kesin olarak belirlendi.
Elde edilen sonuçlar, yerleşimdeki toplumsal düzenin cinsiyet temelli ipuçlarını gözler önüne serdi. Kız bebek ve çocukların mezarlarında bulunan hediyelerin, erkek çocuklara kıyasla yaklaşık beş kat daha fazla olduğu tespit edildi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden evrimsel genetikçi Mehmet Somel, bu durumu “rastlantısal değil, güçlü ve süreklilik gösteren bir gelenek” olarak değerlendiriyor.
Araştırmanın belki de en çarpıcı bulgularından biri: Aynı evin altına gömülen bireylerin çoğunlukla anne hattından akraba çıkması oldu. Bu durum, kadınların doğdukları evlerle bağlarını koruduğunu; erkeklerin ise evlilik yoluyla eşlerinin evine taşındığını düşündürüyor. Başka bir deyişle Çatalhöyük’te toplumsal aidiyet ve mekânsal süreklilik kadınlar üzerinden şekillenmiş olabilir.
ODTÜ’den evrimsel genetikçi Eren Yüncü, bu kadın merkezli örgütlenmenin sonuçlarının hâlâ tartışmaya açık olduğunu belirtiyor. Ancak bu yapının, hiyerarşik sınıfların ve sert sosyal tabakalaşmanın gelişmesini engellemiş olabileceği ihtimali dikkat çekiyor. Yüncü’ye göre, “Kadınların sosyal ilişkilerde ve ritüellerde daha fazla söz sahibi olduğu bir düzen, daha eşitlikçi bir toplumsal yapının korunmasına katkı sağlamış olabilir.”
Bu bulgular yalnızca Çatalhöyük’e dair bilgileri değil, insanlık tarihine dair yerleşik kabulleri de sarsıyor. Ataerkil düzenin “doğal” ve “ezeli” olduğu yönündeki anlatılar, genetik verilerle desteklenen bu araştırmayla ciddi biçimde sorgulanıyor. Görünen o ki geçmiş sandığımız kadar tek sesli değil; kadınların merkezde olduğu, soyun ve yaşamın onların etrafında örgütlendiği toplumlar da insanlık tarihinin asli parçaları arasında yer alıyor.
Çatalhöyük’ten gelen bu veriler, tarihin yalnızca kazılarla değil, DNA ile de yeniden yazıldığını gösteriyor. Ve bu kez anlatının merkezine kadınlar yerleşiyor.
Mezar bulguları: Kız bebek ve çocukların mezar eşyaları, erkeklere göre yaklaşık 5 kat daha zengin çıktı.
Akrabalık: Aynı evin altına gömülen bireylerin çoğu anne hattından akraba.
Yerleşim düzeni: Kadınlar evleriyle bağlarını korurken, erkeklerin evlilik sonrası eşlerinin evine taşındığı anlaşılıyor.
Toplumsal yapı: Bulgular, Çatalhöyük’te kadın merkezli (matrilokal/matrilineal) bir sosyal örgütlenmeye işaret ediyor.
Yorum: Bu yapının, sosyal hiyerarşiyi ve sınıfsal tabakalaşmayı sınırlamış olabileceği düşünülüyor.
Tarihsel önem: Araştırma, ataerkil düzenin evrensel ve kaçınılmaz olduğu anlatısını bilimsel olarak sorguluyor.
Kaynaklar;
https://archaeology.org/issues/january-february-2026/collection/a-feminine-touch/top-10-discoveries-of-2025/
https://www.science.org/doi/10.1126/science.adr2915
Görsel; Kazılarda ortaya çıkan yaklaşık 8.000 yıllık kadın figürü.






