PATRİARKA VE ŞİDDET İLİŞKİSİ: KENDİ IŞIĞINI FARK ETMEK

Neden bazı kadınlar patriarkayı destekler ve başka kadınlara düşman hale gelirler?

Neden gelin–kaynana, gelin–görümce kavgaları hemen her kültürde neredeyse kültürün bir parçası haline gelmiştir?

Peki neden bazı kadınlar herhangi bir sorunda hemen her zaman çevresindeki erkeklerin yanında konumlanır?

Çünkü toplumun bütün önemli kurumlarında erkekler gücü ellerinde tutarlar ve kadınlar böyle bir güce erişimden mahrumdurlar. Ancak böyle bir güce erişimden mahrum bırakılmak, ataerkil düzende kadınların tamamen güçsüz oldukları veya haklardan, kaynaklardan tümüyle yoksun bırakıldıkları ya da hiç etkili olmadıkları anlamına gelmiyor. Aksine kadınlara önemli bir toplumsal rol verilmiştir. Hiçbir toplum kadınlar olmadan ayakta kalamaz, devam ettirilemez. Hatta bazı kadınlar patriarkal toplumlarda güçlü pozisyonlara da gelebilirler. Siyasi partilerin liderleri ya da ülkelerin başkanları olabiliyor, üniversitelerin ve şirketlerin yönetici konumlarına gelip buralarda prestij ve güç sahibi olabiliyorlar. Hemen hemen tüm evlerde birçok kadın çok önemli görevler yapıp o evlerdeki yaşamın sürmesini sağlıyor. Ama tüm bunlar, karar alma süreçlerinde erkekler kadar etkin olmadıkları gerçeğini değiştirmiyor. Erkekler çoğu karar alma süreçlerinde sosyal, ekonomik ve politik kurumlarda egemen olmaya devam ediyorlar.

Bu duruma kapitalizmden bir örnek verecek olursak; işçiler kapitalizmde çok önemli bir rol oynar, hatta bazı yönetim komitelerinde yer alabilirler. Ama kararı veren sermaye sahipleri ve şirket yöneticileridir.

Gerda Lerner bu konuyu şöyle açıklıyor;

“Erkekler ve kadınlar kendilerine verilen eşit önemdeki rollerini oynadıkları bir sahnede yaşarlar. Oyun her iki oyuncu da olmadan devam edemez. Hiçbiri bütüne daha az veya çok katkıda bulunmaz. Hiçbiri marjinal ya da vazgeçilebilir değildir. Ancak sahne düzeni erkekler tarafından yapılıyor, boyanıyor ve tanımlanıyor. Oyunu erkekler yazıyor, gösteriyi erkekler yönetiyor ve rolleri erkekler tanımlıyor. Bunu yaparken en ilginç, en kahramanca rolleri kendilerine alıp kadınlara da yardımcı roller dağıtıyorlar. Başka bir deyişle problem kadınların ne olduğu ya da ne yaptıkları değil; sorun bunun nasıl değerlendirildiği ve insanlara, davranışlarına ve rollere değer biçme hakkının kimde olduğudur.”

Patriarkada kadınların yaptığı görevler daha az öneme sahiptir, rolleri önemsizdir diye bir şey yoktur. Patriarka kadınlar olmadan sürdürülemez. Silvia Federici’nin dediği gibi: “Kadınlar evde, işte, mücadele alanında yaptıkları işleri bir anda bıraksalar yaşam duracak.” Lakin sorun şu ki; kadınların yaptıkları önemsizleştirilir. Bu nedenle sorun çizilen çerçevenin kendisidir. Çerçeveyi erkekler belirliyor. Ve evet, bu çerçevede kadınlara bazen önemli görevler verilebiliyor. Kraliçe, başbakan, parti lideri olabiliyoruz. Ama bu, patriarkal işleyişi değiştirmiyor.

Kaynana–gelin veya gelin–görümce arasındaki rekabet, kıskançlık ve çatışmaları da erkeklerin ve kadınların ailede sahip oldukları güç ve konum bağlamında analiz edersek, sebebe ve çözüme ulaşabiliriz.

Bir konuşmada birisi bunu şöyle açıklamıştı; “Aile içinde erkekler güneş gibidirler. Güce, kaynaklara, hareket serbestisine ve özgürlüğe sahiptirler ve kararları onlar alır. Kadınlar ise güneşten ışık almaya çalışan uydular gibidirler. Kendilerine ait ışık olmadığını, sadece üzerlerine bir ışık düşerse aydınlanıp yaşayabileceklerini devamlı söyleyen bir sisteme inandırılarak büyürler. Bu yüzden güneş ışığından daha fazla pay almak için kadınlar erkeğe yakın olmak istiyorlar ve birbirleriyle rekabet etmek zorunda kalıyorlar.”

Güneşe yakın olmadan çoğumuz için bir hayat yok. Çünkü patriarka, bütün topluma yayılırken ekonomik, politik ve toplumsal alanda patriarkaya dayalı bir hiyerarşi ve kurallar bütünü oluşturuyor. Hem toplumsal cinsiyeti hem cinselliği düzenleyen, kontrol eden, sınırlarını çizen bu kurallar bütünüdür. Erkekler, kadınlar ve LGBTİQA+’lar arasındaki ilişkilerin sınırlarını çizen ve ne kadar esneyeceğini, kimin lehine veya aleyhine esneyeceğini belirleyen patriarkanın koyduğu kurallardır bunlar. Yazılı olmayan ama hepimizin bildiği ve aşılması gereken kurallardır.

Yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen, yakın gelecekte biz kadınların ve LGBTİQA+’ların, patriarkanın bize ne yaptığının farkına varacağımıza, kendi güçlerimize ve ışığımıza sahip çıkacağımıza, birbirimizle rekabeti bırakıp dayanışmayı güçlendireceğimize dair tükenmeyecek bir inancım var.

İlkay Akgün MCMULLEN

Kaynaklar

1. Catherine Mackinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru

2. Bell Hooks, Feminizm Herkes İçindir

3. Mary Daly, The Church and The Second Sex

4. Eva Lundgren, Şiddetin Normalleştirme Süreci

5. Silvia Federici, Caliban ve Cadı

6. Alev Özkazanç, Şiddete Dair Zor Sorular

7. Gerda Lerner, The Creation of Patriarchy

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...