
Modern dünya görüşümüzün büyük bir kısmı, binlerce yıl önce Orta Doğu’da çıkan eski dinlerin temellerine dayanmaktadır. Ancak bu temelleri kim ve ne zaman attı? Bu yazımızda; kendisinden sonra gelen Hristiyanlık ve Müslümanlığa da temel oluşturan, Eski Ahit (Tevrat) diye adlandırdığımız inanç metnindeki Yaratılış bölümünü cinsiyet dinamikleri açısından inceleyeceğiz.
Bu temel metin, tam olarak milyarlarca insanın tarihinin seyrini belirledi ve bugün, kendisinden sonra gelen kitaplarla birlikte hâlâ dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor. Burada başlamadan birkaç şey söylemek istiyorum: İbrahimi dinlerin binlerce yıldır milyarlarca insanın hayatını, hatta düşünce ve duygu dünyasını etkilediğini biliyor ve inancın bu güçlü yönüne saygı duyduğumu belirtmek istiyorum. Başta Eski Ahit olmak üzere tüm bu inanç metinlerine tarihsel metinler olarak bakacağımızı, manevi değerleri hakkında bir yazı olmayacağını bilmenizi istiyorum. Eğer dindar biri iseniz yazıyı okumaya devam edin; çünkü bu konularda konuşmak, tartışmak sizin için bir inanç eylemi olabilir. Dindar biri değilseniz de okumaya devam edin; çünkü bu konular sizin hayatınızı da tahmin etmediğiniz kadar çok etkiliyor olabilir.
Öncelikle tarihsel bağlama bir bakalım: Tevrat’ı kim yazdı?
Uzunca bir süre kimse yazmadı, kitap haline getirmedi. Adem ve Havva, Tufan hikayesi, İbrahim ve İshak hikayeleri, Mısır’dan çıkış öyküsü vb. binlerce yıl boyunca nesilden nesile sözlü olarak aktarıldı. Nihayet resmi bir versiyon oluşturmak için bir araya geldiklerinde, aralarında büyük bir anlaşmazlık vardı. Bunu, iki farklı yaratılış öyküsünün yer aldığı Tevrat’ın ilk kitabında görebiliriz
Bu iki farklı yaratılış öyküsünden birinde Tanrı, Adem ve Havva’yı kendi suretinde yaratırken (Tekvin 1/27:5/02); diğerinde Tanrı önce Adem’i yaratır, sonra Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır (Tekvin 2:18-23). İki farklı yazarın, iki farklı zamanda, iki farklı öyküsü… Tamamen farklı dünya görüşlerini ve kadınlar için farklı sonuçları yansıtıyor ve bunlar yan yana yapıştırılmış durumda. Peki, hangi anlatının resmi anlatıya gireceğine kim karar veriyordu?
MÖ 586’da Yahuda Krallığı, Babil tarafından yok edilmiş ve Yahudiler sürgüne gönderilmişti. MÖ 450’de, Pers İmparatorluğu döneminde ve Babil Sürgünü sonrası Yahudi topluluklar Filistin’e dönmeye başladı. Yahudi liderler dinlerini ve halk olarak kimliklerini korumak istediler; bu nedenle bir grup katip, yasalarının ve uygulamalarının tutarlı bir kaydını oluşturmakla görevlendirildi. Bir referans çerçevesi olarak zamanın ruhunu anlamamız açısından bu olay; Yunanistan’da Pisagor ve Çin’deki Konfüçyüs ile aynı zamana denk gelir.
Bu metnin nereden geldiğine dair kısa bir giriş yaptık. Tüm insanların, tüm coğrafyalarda ve tüm zamanlarda bir yaratılış öyküsü vardı: Hindu yaratılış öyküsündeki Vişnu, Şinto yaratılış mitindeki İzagani ve İzanami, Antik Mısır yaratılış mitindeki Kuzey ve Güney tanrıçaları gibi.
Tarihçi Gerda Lerner; bir kültürün yaratılış öykülerini incelemenin o kültürün değerleri hakkında çok şey anlattığını ve bir kültürün yaratılış öyküsüne toplumsal cinsiyet çerçevesinden bakacağımızda üç soru sormamız gerektiğini söylüyor.
1. Hayatı kim yarattı?
2. Dünyaya kötülüğü kim getirdi?
3. Tanrı ile insan arasında kim aracılık yaptı? Yani Tanrı ile kim konuştu?
Soruları yanıtlamaya çalışalım. Tevrat’ta; başlangıçta Tanrı’nın gökleri ve yeri yarattığını, sonra “ışık olsun” dediği kısmı, ardından suyu karadan ayırdığını, sonra hayvanları yarattığını, ardından da Adem’den tüm hayvanlara isim vermesini istediğini okuyoruz. Bu, erkek bir “baba tanrı”dır. Tanrı’yı ifade eden tek bir “onlar” sözcüğü vardır ve teknik olarak İbranicede Elohim çoğul “tanrılar” anlamına gelir; ancak zamirlerin hepsi “erildir” ve bu varlığın ezici bir biçimde erkek olduğu düşünülür. Kesinlikle ortada bir ana tanrıça yok.
Adı “tüm canlıların annesi” anlamına geldiği için yaratılışta Havva’nın bir rolü olduğunu düşünebilirsiniz ancak öyle değil. Anlatılardan birinde Havva, Adem’den yaratılır ve sonra Adem ona, tıpkı çocuğuymuş gibi isim verir. Havva’nın annelik rolü ise çok daha sonra başlar. Yani “Hayatı kim yarattı?” sorusuna Tevrat: “Erkek bir baba tanrı ve yarattığı da yine bir erkek, yani Adem’dir,” der.
Lerner’ın bir sonraki sorusu: “Dünyaya kötülüğü kim getirdi?” Bu soru aklımızda olsun ve bir sonraki pasajı okuyalım. Yan not olarak o dönem bölgedeki yılan tapınma kültürlerini hatırlayalım;
• Wadjet: Erken Mısır yılan tanrıçası.
• Fenike Tanrısı Eshmun ve yılanları.
• Antik Mısır dininden kobra tanrıçası Meretseger.
• Hatta bugün bize kadar değişerek gelmiş ve çok çeşitli versiyonları olan Fars kökenli Şahmaran.
Bu yaratılış hikayesinde, genel olarak tanrıça kimliği ile karşımıza çıkan yılanın itibarsızlaştırıldığını ve iktidardan düşürüldüğünü görüyoruz. Adem ve Havva, cennet bahçesi Aden’de yaşıyorlar ve Tanrı onlara iyilik ve kötülük bilgisi ağacının meyvesinden yememelerini söylüyor ve şöyle diyor: “Ondan yerlerse ölecekler.” Hikayede Havva yalnızken yılan yanına gelir ve meyveyi yerse ölmeyeceğini, aksine Tanrı gibi iyilik ve kötülüğü bileceğini söyler. İşte milyonlarca sanat eserinde tasvir edilen ve binlerce yıldır milyarlarca insan için kadın düşmanlığının kökeni olan kısım;
“Kadın, ağacın insanı bilge kılmak için arzu edilecek bir şey olduğunu görünce meyvesinden aldı ve yedi; ayrıca kocasına da verdi ve o da yedi.”
Peki, burada soralım: Dünyaya kötülüğü kim getiriyor? Kadın getiriyor. Ve o kadını kim ayartıyor? Yılan. Kadın gücünün ve bilgeliğinin eski bir sembolü olan yılan… Bu hikayeyi yazan kişinin kötülüğü temsil etmesi için seçtiği bir tanrıça sembolü tesadüf olabilir mi? Bence hayır.
Bundan sonra Tanrı, Adem’e döner: “Sana yememeni söylediğim o meyveyi yedin mi?” diye sorar. Adem’in cevabı nettir (Genesis 3:12): “Yanımda olması için verdiğin kadın bana ağaçtan meyve verdi ve ben yedim.” Sonra Tanrı Havva’ya döner: (Genesis 3:16) “Acını ve acı içinde gebe kalmanı artıracağım. Çocuk doğuracaksın ve arzun kocana yönelik olacak, o da sana hükmedecek.” Adem’e ise şöyle der (Genesis 3:17): “Karının sözünü dinlediğin ve ağacın meyvesinden yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi. Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.” Yani çok çalışacaksın.
İşte ataerkinin temelleri… Bu hikayeye inanmasanız bile; yasaların ve sosyal uygulamaların kutsal kitapları temel aldığı herhangi bir yerde yaşıyorsanız, kadının dünyaya günah getirdiğini ve cezasının erkeklere boyun eğmek olduğunu söyleyen bu metinlerden etkileniriz.
Peki, Tanrı ile insanlar arasında kim aracılık yapıyor? Lerner; Eski Ahit’teki “erkek rahipliğini”, binlerce yıllık gelenek ve komşu halkların uygulamalarıyla radikal bir kopuş olduğunu söylüyor. Her şeye gücü yeten Tanrı’nın yarattığı bu yeni düzen; İbraniler ve ondan etkilenen, sonraki dinleri ahlaki ve dini rehber olarak alan herkese kadınların Tanrı ile konuşamayacağını ilan etti.
Aklıma 2012 yılında Üsküdar Camii’nde namaz kılmak isteyen bir grup kadın ve iki erkek arasında geçen tartışma geldi. Erkekler, kadın oldukları için onları camiye almıyor ve peygamber hadislerini dayanak gösteriyorlardı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olduğunu söyleyen kadın, bu konudaki bilgisinin onlardan daha iyi olduğunu, dinde büyle bir şey olmadığını söylüyor ve beni şok eden cevabı alıyordu: “İstersen 1500 tane ilahiyat bitir, sen benim gözümde havasın hava.’’ Kur’an’daki kadının yerinin bu olmadığını, bunun münferit bir olay olduğunu söyleyebilirsiniz; ancak toplumda buna inanan insanların olması ve bunu uluorta ifade edebilmeleri o toplumda kadınları ve erkekleri eşit gören bir inanç algısının olmadığının işaretidir. Şunu da eklemek isterim: Tevrat ve diğer kutsal kitaplar, tıpkı erkekler gibi Tanrı’ya dua eden, ona iman eden kadın örnekleri ile doludur. Ancak erkekler tüm bu kutsal kitaplarda hiyerarşinin tepesinde ve liderlik pozisyonundadırlar; kocalar eşlerinin üzerinde hüküm sürerler, eşleri de onlara itaat etmek zorundadır.
Peki, Tanrı kimle konuşur? Erkeklerle konuşur. Ve bu yaratılış öyküsü, Eski Ahit’in geri kalanını ve bu kitaba dayanan tüm inançların temelini oluşturur. Çünkü misyonerlik faaliyetleri ve Avrupa sömürgeciliği sayesinde dünyanın büyük kısmını kapsayacak şekilde yayılmıştır. Bu hikaye patriyarkayı (ataerkiyi) Tanrı tarafından emredilmiş, bu nedenle sorgulanamaz olarak ortaya koymaktadır. Ancak yaratılış öyküsü sadece ilk katmandır.
İnanç metinleri ve patriyarka ilişkisi üzerine araştırmaya ve yazmaya devam edeceğiz.
Bir sonraki yazımızda yine kutsal kitaplardaki ortak anlatıları cinsiyet dinamikleri acısından inceleyeceğiz. Şimdilik hoşça kalın.
İlkay Akgün MCMULLEN
Kaynaklar;
1. https://4kutsalkitap.wordpress.com Tevrat Bölüm 1-1 Yaratılış Kitabı
2.Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedis
3.https://yayın.diyanet.gow.tr
4.Gerda Lerner, The Creation of Patriarchy
5.Amy McPhie Allbest, Breaking Down Patriarchy






