
“Kafese Konmuş Krallar ve Kraliçelere!”
İnsanlara haksız ve adaletsiz bir şeyi kabul ettirmek için şiddete veya şiddet tehdidine ihtiyacınız vardır. Patriarkada kullanılan şiddet de bu sebeple tesadüfi değildir. Kadınlara ve kız çocuklarına yöneltilen şiddet, patriarkanın temelinde ve sistematiktir. Kısacası şiddet ve patriarkal sistem arasında doğrudan ve birbirini besleyen yapısal bir ilişki vardır. Patriarka şiddetsiz ve şiddet tehdidi olmadan var olamaz. Tıpkı sınıf ve ırk sistemlerinde olduğu gibi. Örneğin ben hiç tecavüze uğramadım ama tecavüze uğrama korkusu ile geçirmediğim gün sayısı çok azdır. Tanıdığım hiçbir kadın, kadın cinayetine kurban gitmedi. Ama kendim veya başka kadınların başına böyle bir şey geleceği endişesi ile geçirmediğim tek bir gün olmadı. Bu korku insanlara boyun eğdirir. Eğer toplumda kadınlar şiddete, tecavüze uğruyorsa sıklıkla kadın cinayetlerine kurban gidiyorlarsa bu, diğer kadınların kendilerini kontrol altına almasını ya da aileleri tarafından kontrol altına alınmalarını sağlar.
Mary Daly şöyle diyor, “Patriarkal düzenin yöneticileri yaşamın kendisine karşı giderek artan bir savaş yürütüyorlar.”
Yani yürüttükleri savaş sadece kadınlara ve LGBTİQ+’lara karşı değil, yaşamın kendisine karşı. Daly’e göre Hindistan’da eşi ölen kadınların eşleri ile birlikte yakılması (Sati geleneği), Çinli kadınların ayaklarını bağlama ritüeli, Afrika’da kız çocuklarını sünnet ettirme geleneği, Rönesans Avrupası’nda binlerce kadının cadılık suçlaması ile yakılması, ABD’de jinekolojik ve psikolojik müdahale kisvesi altında kadınlara uygulanan işkenceler, kadınlara yönelik şiddetin ve nefretin örnekleridir. Başka kültürlerde de binlerce örneği bulunabilir. Birleşmiş Milletlere göre dünyada 15 yaş ve üzeri her 3 kadından biri hayatı boyunca en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Şiddetin büyük çoğunluğu eşler veya birlikte yaşanan kişiler tarafından uygulanıyor. COVİD-19 pandemisiyle kadınlara yönelik şiddet dünya genelinde artarken şiddete maruz bırakılan kadınların çoğu utanç, korku ve önyargılar yüzünden başlarına geleni raporlayamıyorlar. Sadece %40’ndan azı bu durumu yetkililere bildirebiliyor. Asıl üzücü kısmı, bu şiddetin çok büyük oranda aile içinden ya da yakın iletişimde bulunduğumuz insanlardan gelmesi. Aileler içinde uygulanan şiddet türleri ise fiziksel şiddetin yanında evlilik içi tecavüz, flört tecavüzü, okul ve iş yerlerinde yakın olduğumuz kişiler tarafından uygulanan şiddet ve cinsel saldırılar. İnsanın şöyle diyesi geliyor: “Ailelerimiz ve sevdiğimiz insanlar varken düşmana ne ihtiyacımız var?”
Peki, erkekler bu şiddetten fayda sağlıyorlar mı? Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır. Tüm erkekler istesinler ya da istemesinler, sadece erkek oldukları için bazı ayrıcalıkları olmasından hoşlanırlar. Örneğin birçok ataerkil toplumda oğlan çocukları, kız kardeşlerine göre daha fazla önem daha iyi beslenme daha iyi eğitim olanakları daha fazla boş vakit daha fazla kaynağa erişim daha fazla seçenek ve özgürlüğe sahiptirler. Erkekler olarak yollarda taciz korkusu ile boğuşmuyorlar. Bunun sebebi sadece erkek doğmaları… Hatta burjuva sınıfı erkekleri karşısında güçsüz olan işçi sınıfı erkekleri dahi, kendi eşleri üzerinde güce sahiptirler. Kadınların evde yaptığı tüm işlerden faydalanırlar. Tıpkı bütün üst sınıftan insanların alt sınıftan insanlar üzerinde otomatik olarak kazandığı ayrıcalıklar gibi.
Yine de patriarkaya daha derinden baktığımızda bunun oğlan çocukları ve erkekler üzerinde ikili etkisi olduğu görülüyor. Patriarka erkeklere ayrıcalıklar ve güç verir. Ama aynı zamanda geleneksel erkeklik, erkek ve oğlan çocuklarını bir kutuya koyup sıkı kurallar, katı tutumlar ve davranış kalıpları da dayatır. Örneğin oğlan çocuklarının ağlaması, öfke dışında duygularını göstermeleri, nazik ve şefkatli olmaları, karanlıktan korktuklarını söylemeleri veya başka oğlan çocuklarıyla kavga etmeyi reddetmelerine izin verilmez. Buna oğlan çocukları ve erkeklerin duygusal kastrasyonu (duygusal hadım) demişti birisi. Gurur ve öfke dışındaki duyguları hissetmeleri ve ifade etmeleri yasaktır. Bir oğlan çocuğunun müzikle dansla şiirle ilgilenmesi toplumsal olarak yadırganır. O, babasının işini öğrenip eve ekmek parası getirecektir. Akranları tarafından sigara içmesi, içki içmesi hatta madde kullanması, kavga etmesi dayatılır. Eğer bunları yapmayı reddediyorsa akranlarının alay ve eğlence konusu olur. Eğer bir erkek nazik, kibar, şefkatli ise ya da şiddet eğilimli değilse diğer erkek ve oğlan çocukları tarafından taciz edilir, kadınsılıkla suçlanır. Eşleri ile iş birliği yapan erkeklere kılıbık denilerek dalga geçilir. Örneğin tanıdığım bir erkek var. Evdeki yemekleri genelde o yaptığı, dikiş dikmeyi sevdiği, evde temizlik ve düzeni sağlamada eşiyle sürekli iş birliği içinde olduğu için çevresi tarafından yeterince erkek olmadığı, kadınsı olduğu söylenerek dalga geçilir kendisiyle.
Eğer erkekler şiddetin övüldüğü bir toplumda doğmamışlarsa doğuştan şiddet yanlısı değillerdir. Öyle olsaydı centilmen, nazik, şefkatli, ilgili erkeklerle hiç karşılaşmazdık. Oğlan çocukları ve erkekler patriarka tarafından saldırgan, baskıcı, şiddet yanlısı olarak yetiştiriliyorlar ve patriarka tarafından insanlıktan çıkarılıyorlar. Bell Hooks şöyle diyor, “Ataerkinin faydasını en çok görenler erkekler olmuştur.” Fakat bu sefanın bir de bedeli olagelmiştir. Erkekler ataerkinin nimetleri karşılığında kadınlara hükmetmekle ataerkinin zarar görmemesi için gerekirse şiddet kullanarak bizleri sömürmek ve bastırmakla yükümlüdürler. Oysa erkeklerin çoğu için ataerkil erkek olmak zordur.
Güzel haber şudur ki; günümüzde erkekler, dünyanın birçok ülkesinde patriarkanın işleyişini fark ettiler ve patriarka üzerine düşünmeye başladılar. Patriarkanın özellikle sınıf ve etnik köken temelli meselelerde, şiddet yüzünü nasıl çabucak gösterdiğini görüp anladılar. Hayatında hiç şiddet görmemiş bir erkeğin bile, bir kafede otururken yan/dik baktın bahanesi ile öldürebileceğini bilerek endişeyle yaşaması, patriarkal şiddetin onun üstünde de etkili olduğunu gösterir. Ama böyle bir insanlıktan çıkarma, erkeklerin böyle tek tipleştirilmesi, hiçbir açıdan patriarkadan dolayı kadınların çektiği acılarla kıyaslanamaz. Eğer kıyas yaparsak bu, siyahların gördüğü sömürü ve baskıdan dolayı beyazların acı çektiğini veya bir toprak ağasının bir köle için acı çektiğini söylemek gibi bir şey olur. Burada bir kıyaslama yok ama erkeklerin de patriarka ve şiddet sarmalına karşı çıkmalarını gerektirecek kadar kötü etkilendiklerini söylememiz lazım. Çünkü artık onların da patriarkayı sürdürmekten, korumaktan vazgeçip onunla savaşmaya başlamaları gerek. Kral ve kraliçeler, o kafeslerden ancak birlikte çıkabiliriz.
İlkay AKGÜN MCMULLEN
Kaynaklar
1. Catherine Mackinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru
2. Bell Hooks, Feminizm Herkes İçindir
3. Mary Daly,The Church and The Second Sex
4. Eva Lundgren, Şiddetin Normalleştirme Süreci
5. Silvia Federici, Caliban ve Cadı
6. Alev Özkazanç, Şiddete Dair Zor Sorular






