
Sylvia Pankhurst (1882–1960) Tarih kitaplarında ismi çoğu zaman “Süfrajet” olarak geçer ama Sylvia’yı bir kategoriye hapsetmek mümkün değildir. O, kadın mücadelesi ile sınıf mücadelesini birbirinden ayırmayı reddeden; feminizmi yalnızca oy hakkı talebiyle sınırlamayan, anti-emperyalizmi ve savaş karşıtlığını kadın özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası sayan bir devrimciydi. Onun hayatı bize şunu gösterir: ‘Feminist mücadele, yalnızca parlamentolara değil; yoksul mahallelere, kreşlere, kooperatiflere, ucuz fırınlara, grev barikatlarına ve dayanışma mutfaklarına da yazılır.’
Manchester’da politik bir ailede doğan Sylvia’nın annesi Emmeline Pankhurst, İngiltere’nin en bilinen süfrajet liderleri arasındaydı. Sylvia genç yaşta sanatla ilgilendi. Grafik tasarım eğitimi aldı ve WSPU’nun (Kadınların Sosyal ve Siyasal Birliği) simgelerini, broşlarını, posterlerini tasarladı.
Ama bir noktadan sonra şunu fark etti: WSPU’nun önceliği, orta sınıf kadınların siyasal haklarıydı; işçi sınıfına dahil kadınlarının açlığı, bakımsız çocukları, uzun çalışma saatleri, güvencesizliği değildi. Bu sınıf körlüğü, Sylvia’nın içindeki huzursuzluğu büyüttü. WSPU’nun 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nı destekleme kararı onun için bir dönüm noktasıydı. Emperyalist savaşlarda kadınların, emekçilerin, halkların ölmesini sessizce izlemeyecekti. Kararını verdi, örgütten ayrıldı.
Bu, sıradan bir “ayrılık” değildi. Feminist hareketin yönünü değiştiren, sınıf eksenli bir çizginin başlangıcıydı.
Doğu Londra’nın Kadınları – Sosyal Feminizmin Kuruluşu
Sylvia, Londra’nın en yoksul bölgelerinden birine, Doğu Londra’ya geçti. Burada East London Federation of the Suffragettes’i (ELFS) kurdu. Bu örgüt, İngiltere’de belki de ilk kez şunu söyledi: “Kadınların özgürlüğü, işçi sınıfının özgürlüğünden ayrı değildir.” ELFS yalnızca oy hakkı talep etmedi. Kreşler, ucuz fırınlar, topluluk mutfakları, aşevleri, kadın işlikleri, topluluk gazeteleri kurdu. Birinci Dünya Savaşı sırasında ELFS, kadınlar ve çocuklar için bir dayanışma ekonomisi ördü. Kadınların gündelik yaşamının politik olduğunu, açlığın politik olduğunu, bakımın politik olduğunu gösterdi. Bugün sosyal devletin temel kurumları sayılan birçok uygulamanın öncüsüydü bunlar.

Savaş Karşıtlığı, Sosyalizm ve Devrimci Demokrasi
Sylvia Pankhurst, savaşın kadınları nasıl ezdiğini en iyi görenlerden biriydi. Kadınların eşitliğinin militarizmle bağdaşmayacağını söyleyen ilk feministlerden biriydi. Savaş karşıtı tutumu, onu sosyalist hareketle buluşturdu. 1917 Ekim Devrimi’nden etkilendi; parlamenter kapitalist demokrasinin sınırlarını gördü ve emekçi sınıfların doğrudan katıldığı yeni bir demokratik biçim arayışına yöneldi.
Sylvia’nın talepleri artık netti:
• Kadınların oy hakkı değil tüm sosyal hakları.
• Ev içi emeğin kolektifleştirilmesi.
• Aile kurumunun kadın üzerindeki baskısının sorgulanması.
• Emperyalizme karşı halkların dayanışması.
• İşçi sınıfının iktisadi, sosyal ve siyasal kurtuluşu
Bu yönüyle Sylvia, yalnız İngiliz feminizmi için değil, dünya sosyal feminist hareketi için de dönüştürücü bir figürdür.
Antifaşist ve Anti-Emperyalist Bir Kadın
1920 ve 1930’larda yükselen faşizmi en erken fark edenlerden biridir. Mussolini faşizmine karşı uluslararası kampanyalar düzenledi. Daha sonra Etiyopya’nın faşist İtalya tarafından işgaline karşı verdiği mücadele, dünya çapında bir dayanışma hareketine dönüştü. Öyle ki hayatının son yıllarını da Addis Ababa’da geçirdi. Etiyopya kadınlarıyla çocuklarıyla işçileriyle yan yana çalıştı.
Sylvia’nın politik çizgisi hiçbir zaman değişmedi. Kadın özgürlüğü, emperyalizme karşı mücadele edilmeden kazanılamaz.
Neden Hâlâ Önemli? Sylvia’nın Bugüne Bıraktığı Miras
Sylvia Pankhurst bugün hâlâ feminist hareket için bir ‘turnusol kâğıdıdır’.
Çünkü onun mücadelesi şunu hatırlatır:
• Kadın özgürlüğü sınıf mücadelesinden koparılamaz.
• Ev içi emek görünür kılınmadan gerçek eşitlik yoktur.
• Yoksulluk, açlık, bakım emeği feminist mücadelenin merkezindedir.
• Emperyalizmle barışık bir feminizm, kadınların özgürlüğünü savunamaz.
• Antifaşizm, kadın mücadelesinin ayrılmaz parçasıdır.
• Dayanışma yalnız bir duygu değil, somut kurumlar kurarak hayata geçen bir politikadır.
O nedenle Sylvia’nın hikâyesi, günümüz kadın hareketinin tarihsel belleğini aydınlatan bir ışıktır. Hem sınıfla hem cinsiyetle hem de dünya halklarıyla bağ kuran bir ışık.
“Sylvia’nın Işığı: Mücadele Evde Başlar, Sokakta Büyür”
Bugün liberal feminizmin bizi sıkıştırdığı dar koridorda Sylvia’nın sesi hâlâ yankılanıyor: “Sadece oy hakkı yetmez. Ekmek, kreş, barınma, özgürlük, dayanışma gerekir.”
Ve ekliyor sanki:
“Kadın mücadelesi, yoksul kadınların mutfaklarında, işçi kadınların vardiyalarında, çocukların karnının doyduğu dayanışma mutfaklarında, ev içi emeğin yükünü taşıyan omuzlarında başlar.”
Sylvia, bize şunu öğretiyor:
Eğer bir mücadele işçi kadınların, ezilen halkların, yoksulların hayatına dokunmuyorsa o mücadele eksiktir.
Bugün hâlâ dünya kadın hareketine temel bir soru soruyor:
“Siz kimin feminizmini savunuyorsunuz?”
Şükriye ERCAN
Kaynakça
Sylvia Pankhurst Digital Archive – sylviapankhurst.com
East End Women’s Museum – ELFS Arşivi ve biyografik materyaller.
London Museum – “Sylvia Pankhurst: Suffragette, Artist and Activist” çevrimiçi sergisi.
British Library Archives – WSPU, ELFS, Workers’ Dreadnought belgeleri.
Marksist.org – Sylvia Pankhurst portre yazıları (eleştirel-sosyalist analiz).






