Sesini Valize Koymuş Kadın

adminKültür - Sanat2 days ago80 Views

Gecenin en karanlık anında irkilerek uyandı. Valizini hazırlaması gerekiyordu. Dışı yıpranmış, hatıralarla dolu valizi açtı. Boğazına düğümlenmiş, dizilmiş, çökmüş sesi; kelimeleri, haykırışları, çığlıkları, çaresizlikleri oluk oluk valize akıtıyordu. Kan mıydı, ter miydi, acı mıydı? Yaşanabilecek her ne kadar derin sızı varsa, tek tek katlayıp valize koydu. Sesi yoktu.
İnsanın kendi sesinin olmaması, çığlık olup kulaklarından bıçak gibi geçiyordu.

Kendi çığlıklarından sağır olan kadın… Kadınlar… Kız çocukları… Çaresizlik ütülense de, katlansa da valize sığmayan bir şeydi işte… Kendi sesini yutmak, sapsız bir bıçağın boğazı keserek aşağı süzülmesi gibidir. Valize bunların hepsi nasıl sığacak? Susturulmak için kadın bedene inen darbeler, duyguları anlatamamak, görülememek, uçak kabinlerine sığdırılır mı?


“Anahtarları almalıyım,” dedi içinden.
Ama bu ev… Bu ev artık onun evi değildi. Gerçek şu ki en başından onun evi olmamıştı.
Sahi, bir kadın hangi eve sığabilirdi? Hangi ev onundu? Doğduğu ev babasının, evlendiği ev kocasının. Ev tam olarak ne demekti? Sadece sığınılan bir barınak mıydı? “Ev seni seven insanın kalbidir,” derdi bir yazıda. Sahi, kim kimi gerçekten çıkarsız sevebilirdi?

Camın önünde ona bakan sokak kedisiyle göz göze geldi. Onun evi sokaklar mıydı? Hayvanların da bir evi yoktu. Ev tam olarak neresiydi? Kiliseler, tapınaklar Tanrı’nın eviydiyse neden orada kalamıyorduk?

Bir kadının evi neresidir şu dünyada?

Belki de gitmek, yer değiştirmek, göçmek isteği bu evi aramaktı. Ait olduğumuz yeri aramak… Kıtalar bile değiştirmek… Bir yerlere aittik ama nereye?

Bacağı boydan boya sızlıyordu. Kazanın etkileri hâlâ geçmemişti. Ama bedene inen darbelerin izleri hep ruhta kalıyordu. Bu izler silinmiyor, yıkanmıyor, geçmiyor, unutulmuyordu. Adeta solunuyor, yaşanıyor, yutuluyor ama kurtulunamıyordu. Kadın bedenine inen darbeler aslında zarafete, kadınlığa, güzelliğe, keskin görüşe inen darbelerdi.

Valizin ağzı bir türlü kapanmıyordu. Tıpkı o darbelerden sonra kapanmayan, susmayan, durmayan iç sesimiz gibi. Sessizlik bazen kendi gürültünü dinlemektir işte.

Eldivenlerini giydi. Ellerini gizlemek insanın en büyük konforuydu. Keşke yüzümüze de giyebileceğimiz bir eldiven olsaydı. Yüzümüz, duygularımızın imzası gibiydi; görülmek istemiyorlardı.

Artık veda zamanıydı.

Kapıya uzun uzun baktı. Yıllarca bu kapıdan içeri girmek istememişti. Şimdi çıkmak neden bu kadar zordu? İnsan en berbat anılarını bile kolay terk edemiyormuş.

Arabayı çalıştırdı. Zincirlenmiş anılardan koparcasına hızlandı. Artık anılar geri dönülmemek üzere geçmişte kalmıştı.
Yol uzadıkça gece kısaldı.

Direksiyonun başında elleri titremiyordu artık.
Frene basmadı. Sabah, gazetelerin üçüncü sayfasında küçük bir haber vardı. Ama kimse valizin içinden taşan sesi yazmadı.

Rosemarry

3 Votes: 3 Upvotes, 0 Downvotes (3 Points)

Leave a reply

Previous Post

Next Post

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...