
-Toplumsal dayanışma, yardımlaşma, sosyal ve ekonomik gelişim ve istihdam… Kooperatifçilik, tüm bu kavramların merkezinde yer alır.-
1800’lü yılların ortalarında ilk olarak Fransa’da marangozların yardımlaşma örgütü, daha sonra İngiltere’de kurulan tüketim kooperatifi ile başlayan bu dayanışma ve kalkınma modeli, Türkiye’de de devlet desteğiyle benzer dönemlerde faaliyet göstermeye başlamış; başlangıçta tarım kooperatifleriyle yola çıkan bu örgütlenme bugün 18 farklı kooperatif türüne evrilmiştir.
Kooperatif örgütleri, demokratik yapılar olarak faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen bir sistemdir. 1966’da belirlenen 7 temel ilke, demokrasi ve özgürlüğü esas alır. Ancak kooperatifçiliği anlatmak çoğu zaman zordur; çünkü yapılanması, örgütlenmesi ve planlaması hem zor hem de karmaşıktır.
Bu yüzden kooperatif kurmak isteyenlerin bilmesi gereken olmazsa olmazlar vardır: uzman ekip, dijital altyapı, mali müşavir, hukuk, satış, piyasa aktivatörlüğü… Zira kâr amacı gütmese de kooperatifler, hayata geçirmek zorunda oldukları sosyal ve ekonomik projeler için finansal kaynağa ihtiyaç duyar. Dayanışmanın yoğun olduğu ve toplumsal örgütlenmenin en kolay sağlanabildiği yapılardır.

Türkiye’de 4.000 civarı kooperatif bulunuyor. Bazılarının dediği gibi ülke kooperatif çöplüğüne dönmüş durumda; fakat bizim için esas önemli olanlar tarım kooperatifleri ve kadın kooperatifleridir.
Bu arada, kadın kooperatiflerinin dünyada örneği yoktur. Kadın kooperatifi olan tek ülkeyiz diyebiliriz. Ülkede şu an 1.100 civarı kadın kooperatifi var. Ancak sayısal olarak çok olmalarına rağmen ekonomik yapıda etkileri yok denecek kadar az. Sebebi ise gerekli bilgi ve ekip olmadan kurulan kooperatiflerin zaman içinde ayakta kalamaması.
Son yıllarda devlet teşvikiyle yüzlerce kadın kooperatifi kuruldu; fakat ardından yalnız bırakıldılar. Kooperatifçiliğin “k”sini bilmeyen kadınlar bir anda ortada kaldı. Bu yüzdendir ki ekip yoksa kooperatif de yok.

Kooperatifçiliğin Türkiye’de yol kat edememesinin nedenleri, toplumun genel yapısıyla paraleldir: dayanışma ve örgütlenme kültürünün zayıf olması, liyakatsiz kişilerin yönetimde yer alması, serbest piyasa ekonomisinde desteksiz bırakılmaları ve üst birliklerin sermayeye entegre olması… Üst birlikler, kooperatifleri birbirleriyle rekabete sokarak verimli olabilecek bir alanı adeta heba etti. Oysa güçlü bir örgütlülük bu zinciri kırabilir.
Kooperatiflerin toplum ve ülke adına yapabileceği çok şey var. Toplumsal bilinci ve beraberliği güçlendiren, öznesi insan olan ve ötekileştirilenlerin bir araya gelebileceği yapılardır.
Geçmiş yıllarda kadın kooperatiflerinin en çok faaliyet gösterdiği alanlar kreşlerdi. Bu alanlarda toplumun ihtiyaçlarını önceleyen yatırımlar hem büyük bir ihtiyacı karşılıyor, hem uygun fiyatlar sunuyor hem de istihdam yaratıyordu. Bunun yanı sıra kadın sığınma evleri, kadın ve çocuklara hukuki-psikolojik destek, seminer ve toplantılarla toplumsal farkındalık çalışmaları gibi örnekler çoğaltılabilir.
Ben, bir kadın kooperatifi kurucusu ve yöneticisi bir kadın olarak, kadın kooperatiflerini çok önemsiyorum. Kooperatifçilik benim yaşam biçimimin somutlaştığı bir alan. Bu yüzden tüm zorluklara rağmen inanıyorum ki kooperatifçilik, dünyanın ve ülkemizin geleceğine yön verebilecek en güçlü örgütlenme modellerinden biridir. Yeter ki doğru insanlar ve doğru ekiplerle yola çıkılsın!
Gonca YILMAZ
Görseller; Gonca YILMAZ/Atölyeden







Nilgün Atalay
Dünya kadınlarla güzel