
Kalem yazmıyor, yazamaz. Yazarsam kanıtlı olur. Kendi kendime söyler geçerim, kendim düşünür kendim utanırım. İnsan nasıl yazar ki? Büyüdükçe ve her şeyi duyunca şöyle düşünürsün: ‘Bu da benim hayatımda vardı. Facia, yok sayılma, hakaret, aşağılanma…’ Yazılmaz, söylenmez; beynin unutmak ister. Fakat bir şeyler hatırlatır, film hatırlatır, kitap hatırlatır, insanlar hatırlatır. Ama sana yazacağım sevgili İlkay.
91 yılında evlendik. İlk haftalarımız çok kötü geçti, birbirimizi sevmeyi bilemedik. Evliliğimizin birinci yılı dolmadan bebeğimiz oldu. Bendeki cahillik diz boyu… Evim ayrı, düzenim ayrıydı. Eşim işsizdi ama kendi işletmeleri vardı. O kapanmıştı, ekonomi kötüydü fakat altınım çoktu. Yine de kendimiz olmayı, aile olmayı beceremiyorduk. Koca tarafına hiç adapte olamıyor, bir yandan da kardeşimin hastalığına üzülüyordum. Eşim konuşkan ve zekiydi fakat bana göre tembel ve sorumsuzdu. Evliliğimizin üçüncü yılında Almanya’ya gitti, üç ay kaldı ve geri geldi. Hiç çalışmadı, bir arkadaşının evinde gün geçirdi.
Benimki kaprisli, basit bir hayattı. Sonra biraz düzeldik. 1998 yılında kızımız doğdu. Çok mutluyduk. Kocamın kız kardeşi yoktu, bu yüzden kayınvalidemler kız olduğu için çok sevindi. Eşim doğumlarımda yanımdaydı, yardımcıydı; fakat ben hep üzgündüm. Hiçbir şey benimmiş gibi hissetmiyordum. Kayınbabamın malına, mülküne ve ekonomisine sahip çıkamıyor, bir türlü benimseyemiyordum. 2001 krizinde eşim yine yurt dışına gitti ve bir yıl orada kaldı. İşçi olabilmek (otururum alabilmek) için biriyle yaşamış ve ondan bir çocuğu olmuş; bunu bana telefonda söyledi. Çok üzüldüm. Aslında formalite evlilik yapmak için gitmişti. O zamanlar Bill Clinton da eşini aldatmıştı fakat ayrılmamışlardı, bu durum kafamı çok karıştırdı.
Eşim DNA testi yaptırmış ve çocuğun kendisinden olduğunu öğrenmişti, aslında test orada mecburmuş. Tekrar Türkiye’ye geldi. Kimselere bir şey söyleyemedim, içten içe çok üzüldüm. “Neyse…” dedim, “Can gelmiş, can gitmemiş.” Kendi kendimi teselli ettim. Tatsızlık çıkmasın diye sustum. Sanki kendimi savunur veya karşı gelirsem büyük bir kavga çıkacağından korkuyordum. Aslında sevgili İlkaycığım, ne olursa olsun kader yazılmıyor. Gelen sonuca, gelen cana sevinir oldum. Eşimle her şey yolunda gidiyor gibiydi.
Oğlumuz liseye başladı. O dönem babamı kaybettim. Hasta kardeşim kendini idare edebilecek mi diye çok üzülüyordum. Bir yandan da babam vadesiyle öldüğü için içten içe seviniyordum çünkü kardeşim bazen şiddet uygulamayı düşünüyordu, babamın doğal yollarla ölmesi bir huzur verdi. Eşim, “Babanın mallarını alacaksın.” dedi. Daha babam öleli bir hafta olmamıştı, ben çok ağlıyordum. Ayıp olur diye düşünüyordum ama eşim baskı yapıyordu. Neyse, onun istediği yerleri aldım, kardeşlerim de onayladı. Benim mal ne mülk ne hiçbir şeyden haberim yoktu, bilmiyordum. Sadece kavga olmasın istedim. Malı aldım ama yine de tekrar tekrar kavga ettik. Beni evden kovaladı, gittim. Bu arada nikâhsızdım.
İki ay annemde kaldım. Kızımı göstermiyor, “Velayeti bende.” diyordu. Formalite icabı olan boşanmamızı bana karşı koz olarak kullanıyordu. Neyse, sonra özür diledi ve tekrar nikâh kıydık. Yeniden evli gibi yaşamaya başladık. Defalarca, “Sen cahilsin, seni korumalıydım.” dedi. 2016 yılında tekrar yurt dışına gitti. Önce oradaki çocuğundan fotoğraflar geliyordu. “Ben çocuğumun yanında olmak istiyorum.” diyerek oranın mahkemesine başvurdu ve davayı kazandı. Kardeşim de ona yardım etti. Çocuğun annesiyle konuşuyorlardı. “Size bir zararı dokunmaz.” diyorlardı. Orada kalabilmesi için kadının onayı lazımdı ve kadın onayladı. Bu aralarda beni de oraya götürmek için uğraşıyordu.
Hangi yıldı tam hatırlayamadım, galiba beş yıl önceydi. 2021’de İstanbul’a gittim, ifadeye alındım. Kaç kez boşandık kaç kez evlendik, kendim bile net konuşamadım. Bu durum beni şüpheli konumuna düşürmüş. Ondan sonra anladım ki ben sadece tanıdığım insanlarla değil, yabancılarla da konuşmalıyım. Hayatımda sadece annem ve kayınvalidem vardı. Sonra o ülkeye başvurumuz kabul oldu ve orada yaşamaya başladık. 2023’te, “Çabalarımızın karşılığını aldık, buralara gelmek için çok emek verdik.” dedi. Çok mutluyduk. Ancak iki yetişkin çocuğumuzu Türkiye’de bıraktık. Oğlum 30 yaşında ve işsizdi. Bu duruma çok üzülüyor, başına bir şey gelmesinden korkuyordum.
Kızım bir gün, “Anne, sizin onaylamadığınız o lise arkadaşımla konuşuyorum.” dedi. Herkes biliyormuş, bir biz bilmiyormuşuz. Kızım aslında korkuyormuş çünkü onaylamamamızın sebebi ona bir zarar gelmesinden korkmamızdı. Hem korkuyor hem de seviyormuş. Arkadaşı yurt dışına kaçak yollardan gitmiş, oradan yazıyormuş fakat kızımı götürme imkânı yokmuş. Bunu duyunca çok ağladım. “Nasıl olacak bu iş?” dedim. “En iyisini baban bilir, baban yapar.” diyerek babasına yönlendirdim. Babasıyla kızım konuştu. Babası kızımıza karşı hep çok kibardı. Babası, “Bu işin imkânı yok.” dedi. Güzelce konuştular kapattılar. Ancak telefonu kapatınca bana dönüp “Yanımda olacaksın, bu işi kestirip atacaksın.” dedi. Ben, “Yapamam, çocuğumun duygularını hapsedemem.” dedim.
Altı ay zor bir dönem geçirdim. Türkiye’ye geldik bu arada, yeni bir ev yaptırmıştık. Eşim orada kalıyordu, çocuklar ise eski evdeydi. Eşim çocuklarla küstü. Gündüz yeni evde temizlik yapıyor, misafir ağırlıyordum; gece ise çocukların yanına gidiyordum. Eşim bana çok kızgındı. “Tasvip etmediğim şeyleri onaylıyorsun.” diyordu. Bir gün pikniğe gittik, keyif yaptık ama çocukların yanına gittiğim için yine sorun oldu. Sonunda, “Bir daha buraya gelme, boşanmak istiyorum.” dedi. Ben de “Tamam.” dedim. Öylece ayrıldık. Aslında unuttuğum bir şey var, yurt dışına gidişimin altıncı ayında benden bir ricada bulunmuştu. Birine telefon açıp ev hakkında bir mühendisten bilgi almamı istemişti. Ben o telefonu açmadım. Bu yüzden bana “Türkiye’ye git.” dedi. Talimatlarından birini yerine getirmedim diye beni kovaladı. “Bu ülke senin mi? Buradan da mı kovalıyorsun?” dedim. Kırılma noktamız o oldu. Artık hayatım netleşti. Kızım, annem ve kardeşimle yaşıyorum. Çok mutluyum, artık kimseye yaranmak için uğraşmıyorum. O da benden kurtuldu. Yaşam tarzı fantezilerle doluydu ve ben ona ayak uyduramıyordum. Benden beklentisi çok yüksekti. Meğer ne kadar yorulmuşum, şimdi fark ediyorum. En azından artık bir siyasi görüş hakkında iki kelam edebiliyorum. Eskiden hep onunkiler doğruydu hep onunkiler güzeldi.
Bazı insanlar maruz kalınan hakaretlere karşılık veremiyorlar, bu da karakter zayıflığı mı oluyor? Evlendiğin kişiyle cinsellikten başka bir şey paylaşamazsan senden ne beklenir, nasıl gelişebilirsin? Fakat doğurduğun kız evladının gözündeki çaresizliği fark edersen işte o zaman ataerkiyi bir kenara fırlatırsın. Yeniden bir hayat kurmak çok güzel ve anlamlı olur. Şimdi o anlamlı hayatı yaşıyorum sevgili İlkay.
Bir Kadın Arkadaşınız






