
Modern dünyada, özellikle de Batı dünyasında, Antik Yunan kültüründen daha fazla temel oluşturan bir kültür yok. Sanat, mimari, tiyatro, tıp, matematik, felsefe ve siyaset alanlarında önemli yeniliklere imza atmışlar ve bize patriarkayı da bu alanlarla birlikte miras bırakmışlar. Örneğin bugün insanlık adı altında topladığımız değerlerin kaynaklarından biri de Platon’un Devlet’idir. Doğuda ve Batıda Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan önce kutsal değilse bile, en önemli kitap Devlet’ti. Kaldı ki, ilk Hıristiyan ve Müslüman aydınları kendi din felsefelerini bu kitabın değişik yorumları üstüne kurmuşlar.
Bazı Yunan filozof ve yazarlarından alıntılarla başlayalım:
Bunlar Yunan kadın düşmanlarının engin ve iç karartıcı arşivinden sadece birkaç örnek. Ayrıca şunu da belirtmem gerek: Antik Yunanistan’da kadınlar tarafından yazılmış neredeyse hiçbir materyal yok. Çoğu kadın okuryazar değildi; okuryazar olsalar bile özel hayatları hakkında yazılacak kadar ilginç bulunmuyorlardı. Bu nedenle Antik Yunanistan hakkında okuduğumuzda, erkekler tarafından erkekler hakkında ve erkekler için yazılmış materyaller okuduğumuzu ve Antik Yunan kadınları hakkında okuduğumuzda ise kadınların kendileri hakkında değil, erkeklerin kadınlar hakkında ne düşündüğünü okuduğumuzu unutmamalıyız.
Bununla birlikte, kadınlar Antik Yunan edebiyatında önemli bir yer tutar. Antik çağdaki cinsiyet dinamikleri hakkında neler öğrenebileceğimiz ve günümüzde hala bu dinamiklerin var olup olmadığını görmek için bazı tanıdık öykülere bakalım.
İkonik Yunan öyküsü Homeros’un Odysseia destanı ile başlayalım. Destan, Yunan kahramanı Odysseus’u ve onun Truva Savaşı’ndan sonra eve dönüş yolculuğunu konu alır. On yıl süren Truva Savaşı’ndan sonra Odysseus’un vatanı İthake’ye dönmesi bir on seneyi daha alır. Öldüğü varsayılan Odysseus’un yokluğunda; karısı Penelope ve artık genç bir erkek olan oğlu Telemakhos, Penelope ile evlenmek isteyen bir grup azılı taliple baş etmek zorundadır.
Penelope bu kaotik durumdan derin bir üzüntü duyar. Şarkıcı Phemios’un Truva’dan dönen kahramanlar hakkında söylediği bir şarkıyı duyunca Penelope hüzünlenir ve ozandan şarkıyı değiştirmesini ister. Telemakhos öfkelenerek annesine döner: “Haydi odana git, bak işine gücüne! Git dokuma tezgahına, ipliğine bak! Konuşmak erkeklere vergi, en başta da bana; benim bu evin tek efendisi!” diye bağırır. Penelope oğlunun bu güç oyununu görünce ne yapar biliyor musunuz? Hiçbir şey söylemeden döner ve odasına gider. Bu sahne mitolojide kadınların kamusal alanda susturulması konusunda ilk edebi örneklerden biri olarak kabul edilir.
Profesör Mary Beard, “Kadın ve İktidar” adlı çalışmasında bu sahnenin önemini gerçekten ilginç bir analizle açıklıyor: “Topluluk önünde konuşma ve hitabet, eski çağ kadınlarının yapmadığı şeyler olmaktan öte; erkekliği bir cinsiyet olarak tanımlayan ayrıcalıklı uygulamalar ve becerilerdi. Telemakhos’da gördüğümüz gibi; bir erkek olmak, ya da en azından seçkin bir erkek olmak, Homeros’un alışkanlığı olduğu üzere konuşma hakkını talep etmek anlamına geliyordu. Bir erkek olarak büyümenin ayrılmaz bir parçası, kamusal alanda söylemin kontrolünü ele geçirmeyi ve türün dişisini susturmayı öğrenmektir. Dolayısıyla erkekler için erkeklikleri ve meşruiyetleri kadınları susturmaya; kadınlar için ise kadınlıkları ve meşruiyetleri sessiz kalmaya bağlıdır.”
Bu analizden de çok açık bir şekilde görüyoruz ki; erkekler kadınlar üzerinde o kadar üstünlüğe ve güce sahiptirler ki, bir oğul bile kendi annesine bağırıp susturabilir. Kendi çevremizde de bunun kanıtlarını bugün dahi görüyoruz. Bir düşünün; özellikle en yüksek makamlarda, devlet yönetimlerinde, uluslararası kuruluşların üst kadro yönetimlerinde erkek ve kadın liderliği oranı nedir? Birçok durumda kadınlar bile kadınların liderlik pozisyonlarına uygun olmadığını düşünüyor.
Odysseia’de ortaya çıkan bir diğer tema ise kadınların genellikle canavar olarak gösterilmesidir. Odysseus yolculuğuna devam ederken; onu yatağında tutan Kalypso, adamlarını domuza çeviren Kirke ve onu kayalıklara çeken Sirenler gibi canavar kadınlar tarafından sürekli olarak geciktirilir ve tuzağa düşürülür. Mesaj şudur: “Kadınlar tehlikelidir ve işleri her zaman berbat ederler.” Bu kadın düşmanı klişe, erkeklerin potansiyellerine ulaşmalarının kadınlar tarafından engellendiği inancıyla hala yaşıyor.
Biraz da Yunan mitolojisine bakalım; ama önce mitlerin toplumlar için işlevine bir değinelim. Mitler, var olan doğal ve toplumsal alanların düzenini meşrulaştırır ve geleneksel inanç, tören ve rolleri pekiştirip sonraki nesillere aktarır.
Antik Yunan uzmanı Dr. Sue Blundell, Yunan mitolojisinde cinsiyet kavramı konulu bir söyleşisinde şöyle diyor: “Kadınların siyasal ve sosyal güçlerinin olmamasına rağmen, Yunan mitolojisinde güçlü tanrıçalar var. Afrodit cinsiyet ve aşk gibi oldukça farklı bir alanda güçlü bir tanrıça örneğin. Athena ise gerçekten dışa dönük, ilgi çekici bir kadın karekter. Athena sadece Atina’nın koruyuculuğunu yapmaz; aynı zamanda bilgelik, strateji ve savaş tanrıçasıdır da. Birçok yönden erkekleştirilmiş bir savaşçı olarak temsil edilmiştir. Athena, Yunanlı kadınlar tarafından yaygın olarak tapınılan bir tanrıçaydı. Kadınlar ona karşı, Homeros’ta ve trajedi yazarlarında onun hakkında anlatılan birçok hikaye nedeniyle bir yakınlık hissetmiştiler. Şunu da belirtmemiz gerek ki; bu tanrıçalar son derece güçlü olabilirler ama çoğu, kadınlar için iyi bir rol model oluşturmazlar. Çünkü siyasette ve savaş alanında aktiftirler ve sıradan kadınlar için bu durum tamamen gerçek dışıdır.”
Yunan mitolojisindeki ataerki hakkında değinmediğimiz pek çok konu var; örneğin Yunan yaratılış mitindeki tüm kötülükleri dünyaya getiren Pandora gibi ya da aslında tanrıların gazabına uğramış trajik bir mağdur olan ama canavarlaştırılan Medusa hikayesi gibi. Şimdilik onları bir kenara bırakalım ve Yunan mitolojisindeki en ilgi çekici konulardan biriyle yazımıza devam edelim: Amazonlar…
Biz modern okuyucular veya film izleyicileri, bu güçlü ve sıkı savaşçı kadınları seviyoruz. Bazı insanlar Amazon hikayesinin tarihsel bir temelini bulmaya bile çalıştılar. Tamamen bağımsız kadın savaşçıların tarihsel bir kaydını bulmak gerçekten heyecan verici ve rahatlatıcı olurdu. Ancak buna cevaben Prof. Mary Beard, modern feminist enerjinin büyük bir kısmının bunu kanıtlamaya çalışmakla boşa harcandığını söylüyor. Amazonlar bir zamanlar gerçekten kadınlar tarafından kadınlar için yönetilen tarihi bir toplumun tüm cazip olanaklarıyla var olmuşlar mıydı? Acı gerçek şu ki; Amazonlar bir Yunan erkek mitiydi ve temel mesajı, en iyi Amazon’un ölü veya yatak odasında ustalaşmış bir Amazon olduğuydu. Altında yatan mesaj ise uygarlığı kadınların egemenliğinden kurtarmanın erkeklerin görevi olduğuydu.
Peki Antik Yunan’da kadınlar aslında nasıl yaşıyorlardı?
İlk olarak, Antik Yunan’da kadınlardan beklenen tek şey bir an önce evlenmeleri ve çocuk doğurmalarıydı. Günümüz yazarlarından biri bunu şöyle özetlemişti: “Gerekli erkek çocuğu doğurduktan sonra kadının faydası sona erer ve bir parazit olarak görülürdü.”
İkincisi; cinsel ilişkiye girmemenin ve hamile kalmamanın fiziksel ve zihinsel hastalıklara, hatta histeriye neden olabilecek rahim kaybına yol açacağına inanılıyordu. Aslında “histeri” kelimesinin Yunanca kökeni de rahim anlamına gelen hysteradır.
Üçüncüsü; kadınlar büyük ölçüde eve hapsedilmişti; eğitim, miras ve mülklerinin idaresinden mahrumdular.
Dördüncüsü; kadınların hiçbir şekilde sivil hayata katılmalarına izin verilmiyordu. Bir refakatçi olmadan evden dışarı çıkamıyorlardı.
Beşincisi; kadınlar dini hayatta çok önemli olsalar da erkeklerden tamamen ayrı tutuluyorlardı.
İlginç bir şekilde, Spartalılar bu şekilde yaşamıyordu. Spartalı kadınlar daha geç evleniyor, daha geç çocuk sahibi oluyor, miras ve mülk edinme hakkından yararlanıyor, fiziksel egzersiz yapmaya teşvik ediliyorlar ve karşılaşmalara katılıyorlardı. Sesli konuşmaları ve açık sözlü olmalarıyla ünlüydüler. Spartalı kadınlar ev işlerini de yönetiyordu. Çünkü Spartalı erkekler 30 yaşına kadar askeri kamplarda bulunuyorlar, kadınlar ise evde evin idaresini üstlenmeye bırakılıyorlardı. Bunun dezavantajı da vardı: Tüm bunların yanında Sparta kültürü toksik bir erkeklik anlayışını değerli buluyordu. Son derece militarist bir devletti ve anneler oğullarına savaştan eve dönmelerinin iki yolu olduğunu söylerlerdi: Kahraman olarak ya da ölü olarak.
Atinalı kadınlara tekrar dönelim. Bilim insanlarının üzerinde durduğu bir konu da; evde kapalı tutulan, fiziksel veya entelektüel aktivitesine izin verilmeyen ve konuşmaktan men edilen anneler tarafından büyütülen çocukların nasıl etkilenmiş olabileceğidir. Dr. Sue Blundell’in alıntıladığı bir bilim insanı; gelişim yıllarını evde hayal kırıklığına uğramış ve acı dolu kadınlarla geçiren Atinalı erkek çocuklarının rahatsız edici derecede ikircikli duyguların nesnesi olmuş olabileceğini söylüyor. “Annelerinin yoğun ilgisinin bir kısmı bastırılmış özlemlerine bir çıkış yolu bulma ihtiyacından kaynaklanırken, oğullarının baskıcı Atinalı erkekler olarak büyüyecekleri bilgisiyle beslenen muazzam düşmanlık da Atinalı erkeklerin kadınlardan korkmasına yol açmış olabilir,” diyor. Bu da Antik Yunan mit ve trajedilerindeki şiddet yanlısı anneleri bize açıklıyor.
Sizi bilmiyorum ama ben bunu bugün de görüyorum. Özellikle kadınların eve hapsedildiği ve tüm bireysel umut ve hayallerinden vazgeçmeleri söylenen geleneksel ortamlardaki kadınlar zihinsel olarak gerçekten sağlıksız hale gelebiliyorlar. Üzüntülerini ifade ederlerse “aşırı duygusal/öfkeli”, hayal kırıklıklarını ifade ederlerse “deli”, hayatları üzerinde biraz kontrol kurmaya çalışırlarsa “fettan/manipülatif/ahlaksız” olarak adlandırılırlar. Bu bastırılmış duygular, anneler ve çocukları arasındaki ilişkileri gerçekten zorlayabilir.
Sonuç olarak Antik Yunan Babil’e bile şapka çıkarttıracak derecede ataerkil bir toplumdu ve bunu mitlerinde, hikayelerinde, yasalarında ve sosyal normlarında görebiliriz. Bu kültür; Aristoteles’in öğrencisi olan ve kadınları şiddet yanlısı olarak değerlendiren Büyük İskender tarafından fethettiği tüm coğrafyalara yayıldı. Erkekleri sakat bırakan, kadınları her açıdan erkeklerden aşağı gören Yunan düşüncesini ve sanatını çok daha sonra Avrupa Rönesansı geri getirecekti. 18. yüzyılda Thomas Jefferson ve diğer Amerikan kurucu babaları, Antik Yunan’a hayranlık duyarak bu ideolojiyi Amerika kıtasına da ithal edecek ve etkileri günümüze kadar neredeyse tüm dünyada sürecektir. Ancak tüm bunlardan çok önce Yunan cinsiyet ideolojileri İbrani ataerkilliği ile birleşerek, sonunda dünyanın en etkili dinlerinden biri haline gelecek olan Yahudiliğin küçük bir yeni mezhebini, yani Hristiyanlığı, sonrasında da Müslümanlığı etkileyecekti.
Bundan önceki yazılarımızda inanç sistemlerinden, erkekler tarafından ve erkekler için yaratılan tanrılardan bahsetmiştik. Peki ya tanrıçalar? Bir sonraki yazımızda insanlığın hafızasından silmek için uğraşılan tanrıçaların tarihte izini süreceğiz. Şimdilik hoşçakalın.
İlkay Akgün Mcmullen
KAYNAKLAR:
Mary Beard, Kadın ve İktidar
Homeros, Odysseia
Platon, Devlet
Jack Holland, Mizojini
Cansu Koç Başar, Antik Yunan’da Cinsiyet Rolleri
P.J. Rhones, Antik Yunan’ın Kısa Tarihi
Amy McPhie, Breaking Down Patriarchy
Sue Blundell, Antik Yunan’da Kadınlar






