adminPatili Dostlar - Ekoloji1 month ago103 Views

“Kaç yıl oldu saymadım köyden göçeli,
Mevsimler geldi geçti, görüşmeyeli…”
Sen söyle, arkadaşım. Geçti mi sahi?
Ben mevsimleri sayamadım.
Hava hep kapalı. Gökyüzü yok. 18 saatlik üretim ışıkları yalnızca beyaz. Tavanda hep benden büyük, led lambalar. Zannediyorum ki dışarıda kuşlar, arılar, polenler, periler var fakat göremiyorum. Burası cesetlerle sarılı, soğuk, duvarlarda kurumuş kanlar var. Zemin beton, nemli, kaygan. Geceleri başımı koymaya zorlandığım yerlerde ise dışkı, idrar ve sinekler var.
Göz göze bakıp, birlikte sessizce ağladığımız bir arkadaşımın yokluğuyla eziliyor içim.
Söylesene arkadaşım,
Sen benim göz göze bakabildiğimi, ağlayabildiğimi, içimin ezilebildiğini,
Arkadaşlarım olabildiğini ve birilerinin arkadaşı da olabildiğimi bilir miydin?
“Hiç haber göndermedin o günden beri,
Yoksa bana küstün mü? Unuttun mu beni?..”
O günden beri,
Hani bir ilkokul sırasında oturmuş, kuru kalem boyalarınla çizdiğin resme beni de ekliyordun. Dağların, çimenlerin, iki ağacın arasına beni mutlu çiziyordun.
Yanımda ailem, çocuklarım, beni seven insanlar ve diğer hayvan arkadaşlarım da vardı.
Hani özgürdük, hani koşturuyorduk içimizden geldiğince; hani kan sızmıyordu ağzımdan, yerlere yığılmıyordum kafama inen kürek darbelerinin mi yoksa tutunacak tek bir dal bile bulamamanın mı olduğunu anlayamadığım o ağırlığın altında ezilince; hani o güzelim çiçekleri koklamak bana da haktı.
Hani dünya hepimizindi.
Sana geniş olsun da, bana dar mı?
“Yaban tayları çayırda tepişiyor mu?
Çilli horoz kedilerle dövüşüyor mu?..”
Dövüşmek..
Senin için farklı, benim için farklı, horoz için farklı, kedi için farklı..
Öyle değil mi, arkadaşım?
Ben hem boynumdan, hem ayaklarımdan, hem umudumdan, hem de korkularımdan bir kuyuya kalın mı kalın zincirlerle bağlanmışım.
Bir horozu diğeriyle savaştırıp eğlenen, bir kedinin oyuncağıyla kavgasına bakıp neşelenen, bir ineğin dövüşmesine ise sen.. Sahi, hiç dövüşebilen bir inek duymadım ben.
Yanlış anlama, direnmeye çalıştım.
Beni kafa kilidine aldıklarında kaçmaya çalıştım. Kafeslere kapattıklarında koşmaya çalıştım. Çocuğum olsun diye ellerini içime sokup bana tecavüz ettiklerinde “Hayır!” demeye çalıştım. Evet, bu kelimeyi biliyorum. Bir köpekle oturup konuşuyorsun da, şimdi buna niye şaşırdın?
Bizim oralarda bir söz vardır, “Bu dünyaya tekrar gelecek olsam ya kedi olmak isterdim ya da köpek.” derler.
Ama sen resimlerindeki o gülen yüzümü hatırla. Ya da süt şirketlerinin reklam panolarındaki.
Ben sırf senden farklı olduğum için, senin elinden bir ömür işkence çekmeye nasıl olsa alıştım.
“Sarıkız minik buzağıyı sütten kesti mi?
Kuzularla oğlaklar sevişiyor mu?..”
Ah be arkadaşım..
İnsan, zorla yavrusunu sütten keser mi?
Peki ya ben?
Yeni doğurmuşsun, hasta hanedesin (ya da pis bir mezbahada), alıveriyorlar bebeğini ellerinden bir çırpıda. Eğer bebeğin erkekse, keserek öldürecekler. Eğer dişiyse, onu da senelerce bir kuyuya zincirleyip elleriyle dölleyecekler. Senin memelerini de yavrunun o küçücük ağzından söküp, sütünü kendilerine katık edecekler.
Sıkacaklar, sıkacaklar, sömürecekler, sömürecekler..
Tekrar tecavüz edecekler, tekrar doğurtacaklar, o yavrunu da alacaklar, onun hakkı olan sütü de kendileri içecekler. Artık süt de veremeyecek hale geldiğinde, verimsiz ve boş bir bedenden daha fazlası değilsin gözlerinde. Korkma, sen sevineceksin bu neden reva görüldüğünü anlayamadığın bir ömürlük işkencen sonunda bitiyor diye.. Zaten yolunu gözlemiştin, mutlu olacaksın nihayet seni de kesimhaneye gönderiyorlar diye.
Ben öyle yaptım.
Uzun kulaklarımı son bir kez sallamamı istersen, sallarım.
Sana tüm eski dostlarından, eğer dinlemek istersen, bir haber de yolladım.
Anladım.
Senin bedenin, senin kararın; peki benim bedenim niye senin kararın?
Yan yana koyduğumuz iki harfin anlamı aynı yere denk düşmüyor diye..
Bana şarkılar söyleme, benim kendi çığlıklarımdan sağır oldu artık kulaklarım.
Seni çok, çok özledim.
Arkadaşın…
TUĞÇE (@annewithatwist)
Gündem3 months ago
Kültür - Sanat6 hours ago
Kültür - Sanat2 days ago









