7- SİZ HİÇ İNSAN ÖLDÜRDÜNÜZ MÜ?

Bu hafta tarihteki tanrıçalar hakkında yazacağımızı duyurmuştuk; ancak LGBTİ+’lara yönelik artan baskılar, nefret söylemleri, gözaltılar ve yargı baskısı ile sindirme girişimleri sokaklardan dijital alana dek yayılınca bu konuda bir söz söylemek gerekti. Biliyorum; bütün o harfler, kavramlar ve tanımlar çoğumuz için kafa karıştırıcı ama olabildiği kadar temel mantığı anlatmaya çalışacağıma, sizi kavramlara boğmayacağıma ve yazının ana temasının aslında çeşitliliğimizi anlatmak olacağına söz veriyorum.

Başlıyoruz. Cinsiyet ve cinsel kimlik söz konusu olduğunda üç kategori duyuyoruz:
1.Cinsiyetimiz
2.Toplumsal cinsiyet kimliğimiz
3.Cinsel yönelimimiz


1. Cinsiyetimiz
İlk olarak cinsiyetimizden başlayalım. Doğduğumuzda doktor genellikle dış cinsel organlara bakarak oğlunuz ya da kızınız olduğunu ilan eder; ancak bazı insanlar intersekstir. Yani cinsel özellikleri tipik erkek ya da kadın kimliğine uymamaktadır; dış cinsel organlarında farklılıklar olabilir, yani ne tam erkektirler ne de tam kadın. Bazı insanların da dış cinsel organlarında farklılık olmayabilir ancak daha sonra yaşamlarında testis ve yumurtalık gibi iç cinsel organlarında farklılıklar olduğunu keşfedebilirler. Ayrıca hormon üretiminde, hormon tepkisinde, ikincil cinsel özelliklerde (göğüs büyüklüğü, kalça genişlemesi, sakal/bıyık çıkması, ses kalınlaşması, tüylenme vb.) veya hatta kromozomlarda farklılıklar olabilir.

Şimdi beyninizin bu okuduklarınızı bir kenara itmek ve “Yeter!” diye düşünmek istediğini fark edebilirsiniz ama duydunuz bir kere; asla düşünmeden duramayacaksınız. Beynimiz bunu bazen yapar; alıştığımız kategorilere uymayan bilgiler rahatsız edici olabilir, bu yüzden beynimiz bu bilgilerle gerçekten ilgilenmek istemez. Onu biraz zorlamanızı istiyorum çünkü tahmin edin ne var: Düşündüğünüzden çok daha fazla insan intersekstir. İnterseks bireylerin oranı dünyadaki tüm insanların %1,7’si ile %2’si arasındadır. Yani dünyadaki kızıl saçlıların yüzdesi ile yaklaşık aynı; bu yüzden muhtemelen farkında olmasanız bile zaten interseks bir birey tanıyorsunuzdur ve bu %1,7’lik dilimin içinde siz de olsaydınız nasıl hissederdiniz, bir düşünün.

2. Toplumsal Cinsiyet Kimliğimiz ve Cinsiyet İfademiz
İkinci olarak toplumsal cinsiyet kimliğimiz ve cinsiyet ifademiz. Kaç cinsiyet var? “Ne! İki mi dediniz?”. Şu sözü duymuş olabilirsiniz: “Cinsiyet bacaklar arasındadır, toplumsal cinsiyet kulaklar arasında.”. Bu bir basitleştirme ama cinsiyetin fiziksel özelliklerle, toplumsal cinsiyetin ise sosyal psikolojik faktörlerle belirlendiğini vurguluyor.

Herkes erkek olmanın ve kadın olmanın ne anlama geldiğine dair kültürlerinden sosyal ipuçları alıyor ve bunlar yaşadığımız yere ve zamana bağlı olarak çok farklılaşabiliyor. Bunu farklı dönemlerden, hatta aynı yerdeki erkek modası anlayışlarını karşılaştırdığımızda bile görebiliriz; örneğin 17. yüzyılın büyük peruklar, ipek, kadife kumaşlar, yoğun nakış ve dantel yakalarla gösterişli saray tarzından günümüz minimalist ve sofistike tarzına evrilen Fransız erkek modası gibi. Sosyal normlar da döneme ve coğrafyaya göre böyle değişiyor. Toplumun normlarını öğrendikçe kendimizi bu normlar içinde nasıl sunmak istediğimize karar veriyoruz.

Şu anda birçok insan sadece iki cinsiyet olduğunu söyler ama kendinizi ve tanıdığınız tüm insanları düşünürseniz herkesin cinsiyet ifadesinin belirli bir spektrumda (yelpaze/tayf) bir yerde olduğu çok açıktır. Spektrumu; boyacılarda gördüğünüz renkleri tonlarına göre sıralayan renk kartelaları gibi düşünün. Bir ucunda en feminen kadın figürü, diğer ucunda ise en maskülen erkek figürü olduğunu hayal edin. Yani her iki uçta da cinsiyetleri ile cinsel kimlikleri aynı olan insanlar var. Başka bir deyişle; yaşadıkları yerin ve zamanın cinsiyetlerine atadığı cinsiyet normlarına uymaktan rahat ve mutlu hissedenler.

Ben spektrumun Cisgender (trans olmayan) tarafındayım çünkü doğumda kadın olarak atandım ve her zaman bedenimde kendimi evimde hissettim. Önce kız çocuğu olarak, sonra yetişkin bir kadın olarak algılanmaktan memnundum; ayrıca toplumun kızlar için belirlediği kıyafetler, çoğu davranış ve uzun saçlarla da her zaman rahat hissettim. Hatta küçük bir kızken pembe tül kabarık etek ve elbiselere bayıldığım bir dönemden geçtim ama diğer cisgender kadınlar arasında bile kültürümüzün “kadınsı” dediği şeyin en uç versiyonlarında rahat değilim. Makyaj yapmayı, uzun tırnakları, cilt bakımlarını, kuaförde uzun vakit geçirmeyi, fedakâr ve edilgen olmayı sevmiyorum ama hâlâ elbise giymeyi seviyorum. Belki spektrumun tam başında değilim de biraz daha ortaya doğruyum diyebilirim.


Bazı insanlar da toplumun cinsiyet beklentilerinde kendilerini rahat hissetmezler; kendilerini spektrumun ortasında bulabilirler. Her iki cinsiyetin de özelliklerine sahip olduklarını veya hiçbir cinsiyete ait olmadıklarını hissedebilirler; ikili sistemin hiçbir tarafının tam olarak doğru gelmediğini düşünebilirler, bu yüzden ikili olmayan yani non-binary etiketini seçebilirler. Yani bazı insanlar cisgender, bazı insanlar non-binary‘dir. Ve bazı insanlar gerçek benliklerinin, toplumun onlara atadığı yerden farklı tarafta olduğunu hisseder; bu insanlar transseksüel olarak tanımlanırlar. Çünkü Latincede trans kelimesi “karşıda” ya da “diğer tarafta” anlamına gelir.


Tarih boyunca dünyanın her yerinde ikili olmayan trans insanlar olmuştur. Eğer bu sizin için yeni bir şeyse ve beyniniz size biraz direnç gösteriyorsa önerim; hayatınızda kendinizi rahat hissetmediğiniz bir şekilde sunmanızın istendiği bir anı hayal etmenizdir. Örneğin; ebeveynlerinizin size nefret ettiğiniz kıyafetleri giydirip dışarı çıkmak zorunda kaldığınız zamanları düşünün ya da nefret ettiğiniz bir kostümle sahneye çıkmak, aptalca bulduğunuz bir şarkıyı söylemek ya da okula o nefret ettiğiniz iki at kuyruğu ile gitmek zorunda kaldığınız zamanları. Bu, transların neler hissettiğine dair size çok küçük bir fikir verebilir; ayrıca yeni şeylerin beynimiz için genellikle korkutucu geldiğini unutmayın. Geçmiş nesillerin beyinleri kadınların pantolon giymesi, oy kullanması, üniversiteye gitmeleri, farklı dinden veya etnik kökenden çiftlerin evlenmesi konusunda da dehşete kapılmıştı.

3. Cinsel Yönelim
Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ifadesini ele aldık; son olarak üçüncü bir katman da cinsel yönelimdir, yani kime ilgi duyduğumuz, kime çekildiğimiz. Bunu açıklamak için Kinsey Ölçeği‘ne bakalım; bu, sıfır ile altı arasında bir ölçek olup şunları ifade eder:

PuanTanım
0Tamamen heteroseksüel
1Ağırlıklı olarak heteroseksüel, tesadüfi (nadir) eşcinsel eğilimli
2Ağırlıklı olarak heteroseksüel ancak tesadüfiden daha fazla eşcinsel eğilimli
3Eşit derecede heteroseksüel ve eşcinsel (biseksüel)
4Ağırlıklı olarak eşcinsel ancak tesadüfiden daha fazla heteroseksüel eğilimli
5Ağırlıklı olarak eşcinsel, tesadüfi (nadir) heteroseksüel eğilimli
6Tamamen eşcinsel



Aynı şekilde eşcinsel erkeklere gay ve eşcinsel kadınlara lezbiyen deriz; ayrıca bir de aseksüeller var ki o da bir kişinin hiç kimseye cinsel çekim duymadığı anlamına gelir. Veya panseksüeller vardır; o da bir kişinin tüm cinsiyetlerden insanlara cinsel çekim duyduğu anlamına gelir.


Ben kendimi heteroseksüel olarak tanımlıyorum, yani Kinsey Ölçeği’ndeki yerim “0” bölmesinde. Kişisel olarak patriarkal kodların çok güçlü olduğu geleneksel bir ailede 1980’ler ve 90’larda büyüdüm; bu yüzden çevremde Kinsey Ölçeği’nde benim gibi sıfır olanların dışında başka kimsenin farkında değildim. Yetişme tarzım heteronormatifti; büyürken eşcinselliğe dair duyduğum tek referans fısıltı ile söylenen “o biraz şey” idi. Böyle bir ortamda büyüdüğünüzü hayal edin ve sonra bir gün eşcinsel olduğunuzu keşfettiğinizi düşünün. En iyi arkadaşlarımdan biri olan Umut’un başına gelen de buydu.

Ondan hislerini ve kaygılarını bizimle paylaşmasını istedim:
“Kendimle ilgili durumun farkına varma evresi çok kaotikti. Çocuksun; hayat hakkında, kendin hakkında bir şey bilmiyorsun ve yol gösterenin yok. O yüzden sıkça ‘çocuk eşcinseller de vardır’ vurgusunu yapıyoruz çünkü biz bunları kendimiz çocukken yaşadık. Ben çok küçüktüm, çevremde bir tek örnek alacağım ya da kendimle ilgili konuşabileceğim insan yoktu. Bu çok büyük bir yalnızlık; anlamaya, çözmeye çalışıyorsun ama elinde analayabileceğin ve kendini konumlandırabileceğin bir araç yok. Ne televizyonda ne yazılı basında ne çevrende ne de kitaplarda, sinemada senden olan şeylerin hiçbiri yok. Bir şekilde boyunu ölçmek zorundasın ama elinde bir ölçü aracın olmadığını düşün; o boşluk senin yaşamının kendisi. Çünkü yaşamın içerisinde var olma ihtimalin yok; bunu fark etmek gerçekten çok büyük bir boşluk hissettiriyordu. Bu boşluk inanılmaz geniş bir ortam, aynı zamanda inanılmaz özgür ve rahatlatan bir boşluk. Ama yalnız olursan, yani gizli olmayı kabul edersen. Kısaca kendim olabileceğim tek yer vardı: kafamdaki boşluk. İçeride kendi özgür evrenimi kurgulamaya başladım. Başta çok güzeldi çünkü kafanın içinde kendi yarattığın dünyada yaşadığında sınırsız bir alan oluşturuyorsun, orada gerçekten kendinsin. Çok büyük bir özgürlük alanı diye kurduğum iç dünya sonunda bir türlü sınır koyamadığım sonsuz bir evrene dönüştü ve ben bunun içinde boğuldum. Topluma adapte olmuş, onun bir parçası hissetmiş olabilseydim çok daha az korkum olurdu, çok daha iyi bir insan olurdum ve çok daha üretken olabilirdim. Biz sosyal varlıklarız ve o sosyalleşme çocukken çok daha önemli. Kendim ve geçmiş nesiller için geriye dönük bir şeyleri değiştiremeyeceğim ama benim gibi çocuklar için hâlâ başka olasılıklar var. Aynı şeyleri bir başka neslin yaşayacağı ihtimaline katlanmak ise çok korkunç”.

Bir süredir LGBTİQA+ topluluğunun toplumun ve ailenin dokusunu nasıl altüst edeceğini söyleyen bir kampanyaya şahitlik ediyoruz. O yasaların çıkması durumunda Umut ve topluluğu için tehlikede olan şeyleri bizim için tehlikede olanlarla karşılaştırıyorum. Ayrıcalıklarımızı düşünüyorum; kurumsal gücün kudretli asasını elimizde tutan biz cisgender insanlar ve sivil hakları saldırı altında olan, kaderleri bizim elimizde olan non-binary insanlar. Çoğumuzun genel bir homofobi duygusunu özümsediğimiz bir ortamda büyüdüğümüzü biliyorum; bu önyargı ve kınama atmosferine karşı koyacak hiçbir şey yoktu üstelik.


Yine de bir süredir entelektüel, sosyal ve duygusal olarak bir uyanma süreci yaşıyorduk; şimdi ise kendimizin de faydalandığı bir dolu tıbbi, sosyal ve medeni haktan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bir kısmının faydalanmasının engellenmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Kutsal kitaplar “birbirinizi sevin” ve yasalar “öldürmeyin” der; şunu söylediğinizi duyar gibiyim: “Ama ben kimseyi öldürmedim.” Emin misiniz?. Eylül Cansın, Didem Akay ve adını dahi hatırlamadığımız insanlar; bizim uyguladığımız ya da uygulanmasına göz yumduğumuz toplumsal baskı, ayrımcılık, nefret söylemi ve şiddet sebebiyle yaşamlarına son verdiler. Yani bizim kolektif bıçağımız altında insanlar öldü mü? Şüphesiz ki öldüler ve ölecekler. Onların vazgeçilmez yaşam, özgürlük ve mutluluk arayış haklarını feda etmelerine yardım etmenin de günah, suç, vicdansızlık ve ahlak dışı olduğunu düşünüyorum. Eğer bir tanrı varsa; tanrı asla bizden başka bir insanın varlığını, umutlarını, hayallerini ve sevgisini kurban etmemizi istemezdi. Eğer istiyorsa, bunun kutsal yada meşru olmayan bir kurban töreni olduğunu bilin.

İlkay Akgün MCMullen


KAYNAKLAR
1.Sally Hines, Toplumsal Cinsiyet Akışkan mıdır?
2.KAOS GL (20/02/2026), Murat Karaçor, İhlaller, Hedef Göstermeler
3.Kinsey Institute, Indiana University web sayfası
4.Youtube, Kendin Olabilmek: Türkiye’de LGBT+ hakları nasıl değişiyor

3 Votes: 3 Upvotes, 0 Downvotes (3 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...