METAL MÜZİĞİN GÜRÜLTÜSÜNDE KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YANKILARI -VOB

Kadın Özgürlüğünün Gürültülü, Cesur ve Asla Susturulamayan Sesi

Endonezya’nın muhafazakâr bir bölgesinden yükselen üç genç kadının, dünyanın en sert sahnelerinde yankılanan bir çığlığa dönüşmesi: Voice of Baceprot (Gürültü) tam olarak bunu temsil ediyor. VOB yalnızca bir metal grubu değil; ataerkil yapıya, cinsiyet eşitsizliğine ve kadının sesini kısmaya çalışan her türlü kültürel baskıya karşı meydan okuyan bir duruşun adıdır.

VOB grup üyelerinin hikâyesi, okulda metal müzikle tanışmalarıyla başlar. Muhafazakâr bir çevrede yaşayan bu üç genç kadın için metal, dünyanın onlara çizdiği dar sınırları çatlatmanın bir yoluydu. Büyüdükleri yer, kadınlara “sessiz olmayı” “uyum sağlamayı” ve “görünmez kalmayı” öğreten kodlarla örülmüştü. Onlar ise önce bu kodları, sonra da çaldıkları her sahneyi parçaladı.Grup üyeleri; Marsya, Widi ve Siti, sahneye çıktıklarında yalnızca müzik yapmaz; başörtüleri, enstrümanları ve sözleriyle dünyaya güçlü bir mesaj taşırlardı.

“Kadın özgürlüğü, kimliğimizin hiçbir parçasıyla çelişmez.”

Grup üyelerinin büyüdüğü bölgede kadın olmak ‘görünmez olmayı’ ‘itaatkâr kalmayı’ ve ‘sesi kısmayı’ zorunlu kılan bir yapının içine doğmak demekti. Ancak onlar bu zorunluluğu reddetti. Ellerine gitarlarını aldılar, distortion açtılar ve dünyanın duymak zorunda olduğu cümleleri bağırarak söylediler.

VOB’un müziği, heavy metalin agresif enerjisiyle birleşmiş bir özgürleşme manifestosu gibidir. Şarkı sözlerinde savaş, iklim krizi, kadın hakları ve dini baskı gibi evrensel meseleler yer alır. Onların sesi, yalnızca sahnede değil; sosyal medyada, söyleşilerde, dünya festivallerinde ve özellikle genç kadınların kalplerinde yankı bulur.

En çok dikkat çeken yönleri, ‘kadınların susması gereken yerlerde’ asla susmamalarıdır. Başörtülü olmalarından kaynaklı baskıcı toplumsal yargılar ve çevrelerinin tehditkâr tutumlarına maruz kalsalar da yaratıcılıklarını törpülemediler.

Aksine: “Biz buradayız ve varlığımızdan utanmıyoruz.” mesajını verirler.

Bu nedenle VOB, bir müzik grubundan daha fazlasıdır. Bu kültürel kırılma, bir direniş estetiği, kadınların küresel müzik sahnesindeki yeni yüzüdür.

Onların hikâyesi, dünyanın kıyısındaki bir köyde bile, en yüksek sesle haykırılabilecek bir hakikat olduğunu hatırlatır:

“Kadının sesi, bastırılmaya çalışıldıkça daha da güçlenir.”

Endonezya’nın Batı Cava bölgesindeki küçük bir kasabadan çıkarak dünya metal sahnesine adım atan Voice of Baceprot (Gürültü), yalnızca müzik yapan üç genç kadın değildir. Ataerkilliğin içine sıkıştırılan her genç kızın adına konuşan cesur bir kolektiftir. Grubu var eden şey, gitar rifflerinden ya da güçlü vokallerden çok daha derindir: kendi seslerini geri alma kararlılıkları.

VOB’un duruşu, feminizmin farklı kültürlerde aldığı biçimlere dair önemli bir örnek sunar. Onlar için feminizm; Batı’nın bir ürünü değil, baskıya karşı içsel ve evrensel bir tepkinin adıdır. Müziklerini “radikal” ya da “isyankâr” kılan şey, metal türünün sertliği değil; kadının sessiz kalmasının beklendiği bir toplumda yüksek sesle konuşmayı seçmeleridir. Bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ilham veriyorlar: Çünkü özgürlük bazen en yüksek bağırma anında başlayan bir sessizlik kırılmasıdır.

Şarkılarında savaşın anlamsızlığı, iklim krizinin yarattığı tahribat, kadınlara yönelik baskı, dini yapıların toplumda yarattığı sınırlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konulara değinirler. VOB’un müziği, yalnızca politik değildir; aynı zamanda kişisel bir dönüşümün, korkuların ve cesaretin kolektif bir ifadesidir.

Hatta “Tanrı bizi sessiz olmamız için yaratmadı.” diyorlar bir röportajlarında. Bu cümle, grubun felsefesini en yalın hâliyle özetler.

Sosyal medyada hızla büyüyen kitleleri, onların yalnız olmadığını kanıtladı. Dünya festivallerine davet edildiklerinde, çoğu zaman seyirciler yalnızca müziklerini değil; bir kültürel bariyeri aşan hikâyelerini izlemeye geldi. VOB sahneye çıktığında, kadınların nerede doğarsa doğsun aynı baskıları deneyimleyebileceğini ve aynı cesaretle karşılık verebileceğini hatırlatıyordu. Onların varlığı, kadınların sessizliği üzerinden yükselen düzenlere bir uyarı niteliğindedir.

Grubun en güçlü yanlarından biri, kendi kimliklerini saklamadan, “uyum sağlama baskısına” boyun eğmeden ilerlemeleridir. Ne başörtülerinden vazgeçtiler ne inançlarından ne de kendilerine dayatılan kadınlık kalıplarını kabul ettiler. Bu duruş hem Batı’da hem Doğu’da sıklıkla karıştırılan bir ayrımı netleştirir:

Kadının özgürlüğü, onun kişisel seçimleriyle tanımlanır; toplumun dayatmalarıyla değil.

Bugün Voice of Baceprot (Gürültü), yalnızca bir metal grubu değil; kadın hakları mücadelesinin sahnede vücut bulmuş hâlidir. Kendi kasabalarından dünyaya açılan bu yolculuk, “Küçük bir yerden büyük bir şey çıkmaz.” diyen düzeni susturur niteliktedir. Üç genç kadının ellerindeki gitarlarla yarattığı etki, pek çok protesto hareketinin bile dokunamadığı bir yere dokunur: genç kızların hayallerine.

Onlar, kadınların ne giymesi, nasıl davranması, nasıl konuşması gerektiğine dair tüm dogmalara karşı bir karşı-ses oluşturuyor. Bu ses, yalnızca bir çığlık değil; örgütlü bir dayanışmanın, kolektif bir iyileşmenin ve köklü bir direnişin melodisidir.

Grubun önemli şarkları;

“God, Allow Me (Please) to Play Music”

Bu şarkı, VOB’un kimlik ve toplumsal cinsiyet rollerine dair en doğrudan mesajlarından birini veriyor. Muhafazakâr kesim tarafından “Kadınların metal çalması uygun değil.” gibi eleştiriler alırken “Tanrı bana müzik yapma izni ver.” gibi bir dil kullanarak hem inancını hem de sanat hakkını savunuyor. “PMS”

Çok önemli feminizm temalı bir şarkıdır. “PMS”, Endonezce “Perempuan Merdeka Seutuhnya” yani “Tamamen Bağımsız Kadın” anlamına geliyor. Şarkı, toplumsal cinsiyet kalıplarını, kadınların yaşam seçimlerini (örneğin evlilik baskısı vs) ve “beklenen kadın” idealini eleştirir. VOB üyeleri, bu şarkıyla “Kadının bedeni, toplumun veya başkalarının malı değildir,” gibi bir mesaj da veriyor.

“(Not) Public Property”

Bu parça, VOB’un kadınların bedenine ve kararlarına dair özerklik talebini güçlü şekilde dile getirir. Bu parçanın cinsiyetçi zihniyete karşı bir manifesto özelliği vardır.

“School Revolution”

Bu şarkı eğitim sistemi üzerine bir eleştiridir. Ama kimlik bağlamında da önemlidir. VOB, “Okulun tutucu, baskıcı ve bireysel potansiyeli sınırlayıcı” bir yapı olduğunu vurguluyor. Onlara göre, eğitim sistemi herkese eşit fırsat vermiyor; özellikle genç kadınların hayal ve yeteneklerini bastırabiliyor.

VOICE OF BACEPROT’UN (GÜRÜLTÜ) YÜKSELEN KADINLARIN ÇIĞLIĞI

Endonezya’nın küçük bir kasabasından, dünyanın en sert sahnelerine uzanan bir isyan çığlığı…

Üç genç kadın, üç ses, üç direniş çizgisi: Voice of Baceprot (VOB). Onlar için müzik hiçbir zaman sadece müzik olmadı. Bir kıvılcım, bir haykırış, kendine ve tüm dünyaya “Ben buradayım!” deme biçimiydi. Ve bugün, küresel metal sahnesinde yankılanan en güçlü feminist seslerden biri hâline geldiler.

Voice of Baceprot (Gürültü), kadınlara şu cümleyi fısıldayan bir grup: “Korkunun seni susturmasına izin verme.”

Sahnedeki duruşları, sadece kendi hayatlarına değil, onları dinleyen her genç kıza da yol gösteriyor. “Ben de yapabilirim” diyenlerin sayısı arttıkça, onların müziği büyüyor. Onların şarkıları bir tür sosyal kayıt aslında. Susturulan kadınların sesi, görmezden gelinen kız çocuklarının hikayesi, zorla büyütülen bir toplumun gölgesinde kalan umut kırıntılarıdır. Müziklerinde her riff bir öfke her bağırış bir direniş her sahne bir özgürlük alanıdır.

Bu makale, bir grubun değil, sessizliğin zincirlerini kıran bir kadın hareketinin hikâyesidir.

MONAT’IN SESİ

3 Votes: 3 Upvotes, 0 Downvotes (3 Points)

Leave a reply

Sosyal Medya
  • Facebook38.5K
  • X Network32.1K
  • Behance56.2K
  • Instagram18.9K

En Son Yazılarımızdan İlk Siz Haberdar Olun!

E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şurayı inceleyin:Gizlilik Politikamız

Advertisement

Loading Next Post...
Takip Et
Search Trending
Şimdi Popüler
Loading

Signing-in 3 seconds...

Signing-up 3 seconds...