
Katilleri Koruyan Devlet, Direnen Kadınlar!
Bir Tarihin Başlangıcı: Mirabel Kardeşler ve 25 Kasım’ın Doğuşu
25 Kasım, bir takvim gününden çok daha fazlasıdır; kökleri Latin Amerika’da, üç kadının cesaretinde filizlenir.
Dominik Cumhuriyeti’nde 31 yıl süren Rafael Trujillo diktatörlüğü döneminde, Patria, Minerva ve María Teresa Mirabel kardeşler — nam-ı diğer Las Mariposas (Kelebekler) — kadınların ve halkın özgürlüğü için direndiler.
Defalarca hapsedildiler, işkence gördüler, ama teslim olmadılar.
25 Kasım 1960’ta Trujillo’nun emriyle yol kenarında vahşice katledildiler.
Bu üç kadının direnişi, dünyada kadınlara yönelen şiddete karşı kolektif hafızanın simgesine dönüştü.1981 yılında Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda bu tarih, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi.
Ve o günden beri kadınlar, dünyanın her yerinde aynı sloganı haykırıyor:
“Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz.”
2025 Türkiye’sinde Kadınların Kanı ve Devletin Sessizliği
Aradan 65 yıl geçti ama kadınların hikâyesi değişmedi.
Bugün Türkiye’de hâlâ kadınlar öldürülüyor, katilleri korunuyor, adalet sistematik biçimde sessiz kalıyor.
Rojîn, üniversite öğrencisiydi; umut doluydu, katledildi, faili hâlâ bulunamadı.
Narin, küçücük bir kız çocuğuydu; katili elini kolunu sallayarak geziyor.
Gülistan Doku, kaybolmadı — kaybettirildi; dosya hâlâ kapalı, fail hâlâ korunuyor.
Her yeni dosya, her yeni “meçhul”, erkek-devlet ortaklığının bir başka yüzünü gösteriyor.
Bu ülkede kadın cinayetleri bireysel değil; kurumsal bir şiddet biçimidir.
Yasalar, yargı, kolluk, medya — hepsi erkekliğin kalkanı gibi davranıyor.
Kocaeli’deki Parfüm Deposunda -Yanarak Ölen Kadınlar- Bir İş Cinayetinden Fazlası
Kasım ayının başında Kocaeli’nde bir parfüm dolum deposunda çıkan yangında altısı kadın — üçü çocuk yaşta — işçi yanarak can verdi.
Kadınların çoğu sigortasızdı, fabrika denetimsizdi, vardiya 12 saatten uzundu.
Devlet “kaza” dedi, ama biz biliyoruz: bu bir “kaza” değil, bir kadın katliamıydı.
Merdiven altı üretimlerde, güvencesiz ortamlarda çalışan kadınlar, sistemin en görünmez kurbanları.
Onların ölümü de yaşamı gibi sessizleştiriliyor.
Kocaeli’ndeki bu yangın, kadın emeğinin nasıl değersizleştirildiğinin, kadın hayatının nasıl ucuz görüldüğünün yakıcı bir örneği.
Bu ülke, kadınların alın terini, canı pahasına harcayan bir düzenin üzerine kurulu.
Katilleri Koruyan Düzen: Erkek Devlet Şiddeti
Kadınlar öldürülüyor, ama erkek yargı “haksız tahrik” indirimi veriyor.
Kadınlar kayboluyor, ama erkek kolluk “gönüllü gitmiştir” diyor.Tecavüzcüler ceza indirimi alıyor, kadınlar savunma yaptıkları için tutuklanıyor.
Bu düzenin adı erkek-devlet şiddetidir.
Kadınlar yaşam mücadelesi verirken, erkekler devletin gölgesinde korunuyor.
Devletin yasaları kadınları değil, failleri koruyor.
6284 sayılı yasa hedef alınırken, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınların yaşam hakkını fiilen gasp ediyor.
Barış Süreci Kadınsız Olmaz!
Bugün yeniden konuşulan “barış süreci” tartışmalarında, kadınların sesi yine yok.
Oysa kadınlar savaşın en ağır yükünü taşıyanlar; yerinden edilen, göç yollarında kaybolan, yas tutan ama aynı zamanda yeniden yaşam kuranlardır.
Kadınlar barışın sadece tanığı değil, kurucusudur.
Gerçek bir barış, kadınların eşitlik ve adalet mücadelesiyle mümkündür.
Rojîn, Gülistan ve Narin’in adaleti sağlanmadan; kadın cinayetleri durdurulmadan bu topraklarda barıştan söz etmek, sadece bir kandırmacadır.
Barış, kadınların adalet talebinden doğar;Kadın adaleti olmadan, erkek barışı olmaz.
Kadın Mücadelesi: Yaşamın Yeniden Kuruluşu
Kadınlar; evde, sokakta, üniversitede, fabrikada direniyor.
KHK’larla işlerinden atılsalar da, dernekleri kapatılsa da, tutuklansalar da, susturulamıyorlar. Çünkü kadın mücadelesi bir siyaset değil, yaşamın yeniden kuruluşudur.
Biz kadınlar ve LGBTİ+ bireyler, bedenimize, kimliğimize, emeğimize sahip çıkıyoruz. Nefret dilini, fetvaları, baskı yasalarını tanımıyoruz.En çok korktukları şey, kadınların kız kardeşliği, dayanışması ve inancıdır. Kadın dayanışması, erkek-devlet şiddetinin duvarlarını yıkacak tek güçtür. Her kayıp kadının ardından yükselen ses, yeni bir direnişin başlangıcıdır.
Mirabel Kardeşlerin İzinde, Kadınların Yolu Aydınlık
Biz kadınlar, Rojîn’in, Gülistan’ın, Narin’in adını unutturmayacağız.
Kocaeli’nde yanan işçi kadınların isimlerini unutturmayacağız.
Mirabel kardeşlerin cesaretiyle, bu topraklarda da barışı, adaleti ve eşitliği yeniden kuracağız.
Gücümüz var! Durduracağız!
Gücümüz var! Değiştireceğiz!
Şükriye ERCAN – Kasım 2025






